🍆 Çocuğumu Dövüyorum Sonra Pişman Oluyorum
10 yıl sonra hikayesini paylaştı! ''Doğmamış çocuğumu benden çalmak istedi''. Angelique Robledo, Kassandra Toruga ile arkadaş oldu çünkü ikisi de 18 yaşında hamile kalmışlardı
5. Kafanızın sürekli kararlarınızla meşgul olmasına izin vermeyin. Kararsız kişilerin kafaları sürekli kararlarının yanlış olabileceği, yanlış yaparsa sonradan pişman olacağı ve sorumluluğunu taşıyamayacağı düşünceleri ile meşguldür. Bu düşüncelere sıklıkla kaygı ve korku da eşlik eder.
Eşimle yalnız herhangi bir aktivitemiz yok gibi bir şey; kayınvalidemin ya da annemin müsait olduğu zamanlarda oluyor o da bu 2 yılda bir veya iki kere oldu. Ne yapacağımı bilemiyorum, çok mutsuzum, çocuk yaptığım için çok pişmanım, pişman oldukça daha da mutsuz oluyorum.
Yıldızıdaha sonra vereceğim, etkilerini gözlemledikten sonra. Sadece şunu söyleyeyim, adamın anlatımı hoşuma gitti, verdiği örnekler de. İlk kez bir kişisel gelişim kitabı okurken -ki aslında bu kitabı böyle değerlendirme taraftarı da değilim- sıkılmadım, bu ne saçmalıyor demedim ve üstelik gayet keyif aldım.
Pişmandeğilim, yeniden karşılaşsak yine severim. Ama beni de anla. Seni ordan çıkarabileceğime inanmıştım, çıkmak istemeyeceğine değil. İlk defa güvenmiştim kendime. Bunu anlıyorsundur. Kendine güvenmişliğin ilk hissini. Biliyorsundur sonra kırılmayı, hepsini.. Neyse Kan revan içinde, hep kanamaz denen yerlerim .
Gözlerimi kaçırdığım için pişman oluyorum bazen. Sonra özlüyorum. Keşke doya doya baksaydım diyorum." sözü "Semt sözleri, semt çocuğu sözleri, semt lafları" kategorisinde bulunmaktadır.
zPh9. Geçenlerde bir izleyicim çocuğunu çok dövdüğünden bahsetmişti. Dövüyor ve ardından çok pişman oluyormuş. Adem Güneş Beyefendi’nin yazısı konu üstüne tevafuk olduÇocuk Eğitiminde Cezanın YeriKatıldığım bir konferansta, bir anne, yanımdaki kalabalığın dağılmasını bekledikten sonra, biraz da mahcup bir edâ ile yanıma yaklaştı. Kırk yaşlarına yakın annenin gözleri doluydu. Titrek bir sesle“-Bana lütfen yardım edin. Çocuklarıma karşı çok sert davranıyorum, çocuklarım yanlış yaptığında çok çabuk öfkeleniyor ve hemen şiddete başvuruyorum. Ama artık kullandığım şiddet, öyle bir hâl aldı ki, ne çocuklar dayak»tan korkuyor, ne de ben kullandığım şiddetin önüne geçebiliyorum. Çoğu zaman sinirlerime hâkim olamıyor, vurduğum tokatların tesiriyle burunlarının, ağızlarının kanadığını görüyorum. Çocukları yatırdıktan sonra ancak kendime gelebiliyorum, o zaman da vicdan azabından kıvranıyorum… Onlar uyuduktan sonra o mâsum yüzlerine bakıyor, elbiselerini kokluyor, oyuncaklarını bağrıma basıp ağlıyorum. Ama ertesi gün, içimdeki canavar tekrar uyanıyor, ne kadar Şiddet uygulamayacağım!» diye dirensem de bir yerde kontrolümü yine kaçırıyorum. Lütfen bana yardım edin!.. ” diyerek karşımda ağlamaktan konuşamaz hâle başka anne“-Eşimle ne zaman kavga etsek, hırsımı çocuklardan çıkartıyorum. Hâlbuki bunun çok saçma olduğunu da biliyorum. Ama aklım, duygularıma hâkim olamıyor. Yanlış olduğunu bildiğim hâlde, eşimle olan kavgalar, beni şiddet uygulamaya itiyor.” iki örnekte de görüldüğü gibi, şiddet bir defa başladığında durdurulması çok zordur. Anne bilinçli bir yol izlemedikçe, ya da profesyonel bir yardım almadıkça, şiddet bataklığında çırpınmaya devam edip Morfin; Cezâ, Esrar GibidirŞiddet, uyuşturucu madde bağımlılığında “morfin” gibidir. Hiçbir uyuşturucu bağımlısı, birdenbire morfin kullanmaya başlamaz. Morfinden önceki aşamalar vardır. Tıpkı bunun gibi, “şiddet morfini” kullanmaya başlayan annenin, bu tehlikeli yolculuktaki ilk durağı, çocuklarına uyguladığı “cezâ”lardır. Cezâ ise, “esrar” gibidir. Daha az zararlı gibi görünen, ama bir gün, “Keşke bulaşmasaydım bu işe!..” dedirtecek kadar tehlikeli bir bağımlılıktır. Madde bağımlılığı gibi, şiddet ve cezâ da insan bünyesinde psikolojik bir bağımlılık oluşturur. Hiçbir bağımlı, kendi hâlinden memnun değildir. Anne, bir yandan bu bağımlılığın, kendine ve çocuklarına verdiği zararı görecek ve pişman olacak, diğer yandan da kendine hâkim olamayıp aynı davranışları sergilemeye devam yazık ki, günümüzde çocuk terbiyesinde en çok başvurulan “davranış değiştirme” metodu, “cezâ”dır. Ama etrafınıza bir bakın lütfen; “cezâ” alarak “adam olmuş” bir çocuk görüyor musunuz? Göremezsiniz, zira cezâ almak ve cezâ vermek onur kırıcıdır. Cezâ, çok defa düzelebilecek bir davranışın, çocuğun içinde gizlenip, bir gün yeniden hortlamasına sebep olabilecek bir “baskı” ve ne yazık ki, çocuk terbiyesinde çok rahatlıkla ve çok sıklıkla kullanılmaktadır. Çocuklarına karşı cezâ kullanan bir anne, şayet çocuğunu düşürdüğü durumu hakîkaten bilmiş olsa idi, sanırım ki, yılandan kaçar gibi, şiddet ve cezâdan Ne Alanı, Ne de Vereni Memnun EderCezânın, -yanlış bir usûl olarak- öylesine yaygın bir terbiye metodu hâlinde kullanıldığına şahit olmaktayız ki, bazen neden “şiddet toplumu”na dönüşmeye başladığımızı araştırmaya bile gerek kalmadığını hissediyoruz. Cezâ, sosyal hayatta kabul görmektedir ki, cezâsız bir terbiye artık neredeyse düşünülemez hâle gelmiştir. Cezâ ve cezânın oluşturduğu ruhtaki dalgalanmaları ilerleyen satırlarda ele alacağız, fakat burada şu hususa değinmeden edemeyeceğizİster fizikî cezâ, ister materyal cezâ ve ister duygusal cezâ, asıl tesirini, çocuğun ruhunda oluşturur. Annesinden küçük bir tokat yiyen çocuk, yediği dayağın fizikî acısı ile ağlamaz. Çocuk, o dayak sırasında ruhunda aldığı yara ve duygularındaki ezilmenin tesiri ile ağlar. Tıpkı, eşinden dayak yiyen bir kadın gibi… Eşinden “sadece bir tokat” yiyen kadın, acaba tokadın acısı ile mi eşine karşı bir soğukluk hisseder? Eşinin kendisini dövmesinin acısı ile mi uzun bir süre eşi ile konuşmak dahî istemez? Hayır, dayak yiyen eş, kırılan onuru, yok sayılan kimliği ile kocasına karşı soğukluk hisseder. Her ne kadar dayakçı eş“-Ya, ne var bunda, altı üstü bir tokat attık!.. Sanki çok mu acıdı? Bu kadar abartmaya gerek yok!..” derken, ne kadar“duygusuzca” bir yaklaşım sergiliyorsa, tıpkı bunun gibi, çocuğuna bir tokat atan annenin“-Niye bas bas bağırıyorsun ki, usulca bir defa vurdum, abartmaya gerek yok!..” demesi de o derece duygusuzca bir Nedir, Cezânın Çocuk Terbiyesinde Yeri Nedir?Cezâ, kelime anlamı olarak, yapılan bir davranışa mukabil karşılık vermek demekse de, bilinen anlamı ile cezâ, işlenen bir kabahat karşılığında, kabahati işleyen kişiye, fizikî, rûhî veya psikolojik güç kullanmaya verilen kısa vâdeli çözümdür. Yanlış yapan çocuk, cezâ baskısı ile geçici olarak durdurulabilir. Ama çocuğun bu durduruluşu, asla arzu ettiği davranıştan vazgeçmesi anlamına annelerin çocuklarına uyguladığı şiddet örneğini ele alacak olursak, bahsi geçen iki annenin, çocukları ile aralarında bir sevgi problemi yok!.. İki anne de çocuğunu çok sevdiğini söylemişti. Yani anneler çocuklarını döverlerken, onları “sevmedikleri için” değil, aksine onları “çok sevdikleri için” dövmektedirler. Bu iki anne, şiddet uygulamaya ilk önce mâsum cezâlar ile başladıklarını belirtmişlerdir. Sonra mâsum cezâlar; ağır cezâları, ağır cezâlar, daha ağır cezâları, daha ağır cezâlar da şiddeti hâlde şu soruyu sormadan edemeyeceğiz“-Madem ki, cezâ böylesine tehlikeli bir silahtır, o hâlde neden hemen hemen her annenin başvurduğu bir terbiye aracıdır?”Anne, eğer cezâ vererek terbiye etmeye çalıştığı çocuğunun, içinde yaşadığı depremi görebilseydi, çocuğuna cezâ vermekte bu kadar rahat davranmazdı. Cezânın tesiri hemen görülmediği için, anne, ileride karşısına çıkacak tehlikeden habersiz cezâ vermeye, cezâdan yardım almaya devam edip duruyor. Cezânın bir çocuğun dünyasında hangi duygusal değişiklikleri yaptığını ileride daha teferruatlı olarak birlikte cezâ, günümüzde, ne yazık ki, “meşrû” ve “kabul gören” bir terbiye metodudur. Çocuğuna cezâ vererek terbiye etmeye çalışan bir anne hakkında, toplumun diğer fertleri “anormal” bir şey yaptığını düşünmezler. Hatta daha da ötesi, çocuğuna cezâ veren anneye, “Vardır elbet bir sebebi…” diye sahip çıkılır. Anne ise, bugünkü “şiddet içerikli sosyal hayatta” çok rahatlıkla kabul gören bu cezâları, sorgulama ihtiyacı bile duymadan uygulamaya devam eder. Annenin çocuklarına karşı cezâ verme yetkisi o kadar tabiîdir ki, çocukları, bu konuda “yasal koruma” altına alma ihtiyacı bile hissedilmemiştir. Avrupa’nın birçok ülkesinde, özellikle fizikî cezâlara karşı çocuklar kanunlar ile koruma altına alınsa da, psikolojik ve duygusal cezâların hem tespit edilmesi, hem de yasaklanması pratikte suçlunun suçuna cezâ vermek için normal şartlarda bir mahkeme heyeti kurulup -bir değil birkaç kişinin kararı ile- cezâ verilmesinin mecbur olduğu düşünülürken, çocuklara verilecek cezâlarda, ne bir mahkeme, ne de bir heyet ihtiyacı duyulmamaktadır. Çok defa anne; hem savcı, hem yargıç, hem de hâkim olarak, çocuğunu yargılamakta ve hak ettiğini düşündüğü cezâyı tek başına rahatlıkla GÜNEŞ
Ben askeri personel eşiyim. Kızım şu an 7 yaşına girdi. Bir de 1 yaşında oğlum var. Kızım eşimin mesleğinden dolayı yalnız büyüdü. Ben de çok yalnız kaldım. Kızımın sürekli konuşması beni çıldırtıyor. Kızımı çok dövüyorum, çok pişman oluyorum ama yine dövüyorum. Çocuklarla 7/24 yalnızım. İnsan çocuklarından bıkar mı? İnanın bıktım. Eşim hiç yok, hudutta görev yaptığında kızımı dövüyorum. Bazen kendimi de dövüyorum. Dehşete kapılmış gözlerle bakıyor. Çok korkuyorum. Bir fikir verin ne olur. Teşekkürler.
Normalde sakin bir insanımdır ama o evin içine girince bana bir şeyler oluyor. Karımı çok seviyorum. Beni sevmesini ve bana saygı duymasını her şeyden çok istiyorum. Bazen bu konuda radikalleşebiliyor ve onu çok kısıtlayan direktifler verebiliyorum. Benden habersiz koltuktan dahi kalksa rahatsız olduğumu hissettiriyorum. İlişkimizin her noktasında benim sözüm geçiyor ama üst üste çok kez isteklerini reddetmişsem ara sıra söylediği ehemmiyetsiz şeyleri dilediğince gerçekleştirmesine izin veriyorum. Geçen eve biraz erken geleyim dedim ve benden izinsiz dışarı çıktığını görünce çıldırdım. Telefonla arayınca "evdeyim" dedi, yalanını hissettiğimi anladı ve korktu. Evde beklemeye koyuldum. Yarım saat sonra kapı açıldı ve içeri girdi. Bunu önce bir güzel tokatladım. Sonra saçından tutup salona kadar sürükledim. Orada da ağzını burnunu kırdım. "Bir saate döneceğim, yemeği hazır et." diyerek deniz kenarına gittim. Sakin kafayla ne yaptığımı gözden geçirince hatalı olabileceğimi düşündüm. En azından bana neden yalan söylediğini sormam lazımdı. Eve tekrar dönerken niyetim gönlünü almaktı. İki porsiyon künefe paketlettim. Derken eve geldim. İçten içe niyetim onu da birazcık başı eğik ve melul bulmaktı. Oysa o televizyonun karşısına kurulup dizi izlemeye başlamıştı. Bunu görünce birden dellendim. Televizyonu tuttuğum gibi ona doğru fırlattım. Mutfağa kovaladım. Yemek hazırdı. Biraz sakinleştim ve masaya oturdum. Bir sünger gibi çekilmişti odanın uzak köşesine. Sofraya buyur edip elini tuttum. Saçlarını okşarken patlamış dudağıyla dünyanın en iğrenç adamı olduğumu düşünüyordu, emindim. İkimiz birden bu ilkel adamdan nefret ediyorduk. İşte öyle dostlar. özel csb dersi verilir... 1 saatlik kur sadece Künefe bayağı iyiydi hocam. lan olum canım künefe çekti lan! karını dövsem bana künefe ısmarlar mısın? Lafı bile hoş değil. Karıma tek fiske vuranın alnını karışlarım. Bu yazdıkların özelliğe sahip adamın 3310 kullanıp bilgisayar açmayı bilmeyen adam olduğunu bilmesem csb demezdim amaalesef forumda böyle biri yok. Kaldıki zaten forumdakiler nefes alan bir kadın bulsa baş tacı ederler. Bence forumda ekseriyet bu minvalde. İyi bir gözlemci değilsin. Şaka olsa gülerdim, aynı fikirde değilim. Lakin vaziyet bu, hoşuma gitmese de bu. Dövüşmeyin sevişin. Sevişiyoruz ya, oralar şen şakrak. Kocacığım niye özel mevzuları burada anlatıyorsun ? Sayfaya Git Sayfa
Oluşturulma Tarihi Nisan 04, 2017 1000“Annelik dünyanın en güzel duygusu”, “Yaşamayan bilemez”, “Bir kadın ancak bir çocuk sahibi olduğunda tamamlanmış hissediyor” gibi dünyanın en beylik laflarını hepimiz her dakika annelerin ağzından duyuyoruz. Mutlaka da böyle hissettikleri için söylüyorlardır. Ancak bir süredir anneler madalyonun diğer yüzünü de anlatmaya başladı. “Anne olmaktan pişmanım” deme cesaretini gösteren kadınların sayısı gün geçtikçe artıyor. Evet, bunun için cesaret gerekiyor çünkü toplumsal normlarda bir annenin annelik gibi kutsal bir görevi geri çeviriyor olması onu kötü kalpli, çocuk tacizcisi, duygusuz ve burada daha ağıza alınmayacak tabirlerle anlatılan biri olarak görmeye yıl Marie Claire dergisinin Amerika baskısında konu üzerine hazırlanan gerçek annelerin pişmanlıklarının ele alındığı makaleye gelen tepkiler bu gerçeği gözler önüne sermeye yetiyor. Okuyucudan gelen birçok tepki, bu durumun fazla abartılmış ve gerçekleri yansıtmadığı yönünde. Oysa adı üstünde gerçek’ hikaye."ÇOCUĞUMU SEVMİYOR DEĞİLİM, ANNELİĞİ SEVMİYORUM!"Oysa ki bu tartışmada ya da söylemde annelik kavramına sıkıca bağlı insanların kaçırdığı ya da anlayamadığı bir durum söz konusu. Ebeveyn olmak konusunda sıkıntı yaşayan insanlar çocuklarına karşı duydukları sevgi hakkında olumsuz şeyler söylemiyorlar. Yani anne babalar çocuklarını seviyor, onların ihtiyaçlarını karşılamak için ellerinden geleni her ebeveyn kadar yapıyorlar. Onların anlatmak istediği tek şey; aslında buna hazır olmadıklarını anlamaları ve bunu cesur bir şekilde ifade çocuk yapmasaydım; kendimle daha çok ilgilenebilirdim, hayalini kurduğum kitabı yazabilirdim, sırtıma bir çanta alıp dünyayı dolaşabilirdim, daha fazla uyuyabilirdim, daha fazla seks yapabilirdim gibi pişmanlıkları ardı ardına dizen bu ebevenylerin itiraflarının bulunduğu “I Regret Having Children” ve “The Mother Bliss Lie Regretting Motherhood” adlarında Facebook grupları bulunuyor. Kendinde bu cesareti bulan ebeveynler bu sayfalarda fikirlerini paylaşıp kimseye itiraf edemediklerini burada birbirlerine MEDYANIN SÜPER ANNELERİ YENİ TOPLUM BASKISIİşin bir de yeni medya boyutu bulunuyor. Çoğu ebeveyn çocuklarının en güzel zamanlarını ve en iyi pozlarını sosyal medyada paylaşırken aileler arasındaki toplum baskısı da kendini hissettiriyor. En iyi anne’ ya da En iyi baba’ olmak adına duyulan bu baskı bireyler üzerinde olumsuz etkilere neden oluyor. Ne dersiniz? Çocuğuyla var olmayı bir marifet haline getirmek, bazen ebeveyn olduğuna pişman olduğunu inkar etmekten farklı mı?
Ben tam zamanlı bir anneyim, meşgul ne zaman öfkeyle kükreyen çocuğa duygularını kontrol edemeyecek ve sonra pişman olacağım, duygularını nasıl kontrol edebileceğim? Leylak anne, meyve kabuğu ağı çok platformlu imzalı yazar, çocuk ve aile eğitiminde 11 yıllık deneyimBergson bir keresinde şöyle demişti Karakterimiz kendimizdir. Bir kişi ne kadar küçük bir öfkeye sahipse, o kadar az yetenekli bir kişi daha fazla öfkeye sahiptir. Mutlaktır, ama öfkemizi kontrol edip çocuklarımıza bağırmadığımız zaman neredeyse erdemli bir çemberdir. Yine de insanlar bilge değildir ve her ebeveyn çocuklarına bağırmadan edemiyor. Her zaman düşünmeli, neden öfkemizi kaybettiğimizi anlamalı ve bir dahaki sefere bundan nasıl kaçınacağımızı analiz etmeliyiz. Neden çocuğuna bağırmaya yardım etmiyorsun? Her zaman çocuğun nedenlerini bağırmadan edemiyorum, kişisel olarak iki ana nokta olduğunu düşünüyorum. Beyin öfkelendi ve "duygusal acil durum mekanizması" aktive edildi Çocuğun arkasında öfkeli bir beyin vardır ve ruh halindeki değişiklikler beyindeki stres tepkileriyle ilişkilidir. Öfke büyük, ilkel bir duygudur, bir dizi acil hızlı tepki mekanizmasıdır. Öfke adrenalinimizin salgılanmasını hızlandırır, doğrudan rasyonel düşünmeyi atlar ve böylece çocuğa doğrudan bağırma yapar." İngiliz psikolog Linda Kaye, görüntüler ve kısa mesajlar ile beyin arasındaki ilişki hakkında bir çalışma yaptı. Linda çalışma bulur Kısa mesajların aksine, sahne görüntüleri beyne iletildiğinde, beyin düşünce sürecini atlar ve duygusal acil müdahale mekanizmasını doğrudan etkinleştirir. Bir çocukla birlikteyken, sahneyi ilk elden deneyimlediğimiz için, çocuğun yaramaz sahne düzeni doğrudan beynimize giriyor, acil bir hızlı müdahale mekanizmasını tetikliyor, tıpkı ateşleme gibi, ebeveynler düşünemiyor ve yakında "Doğu Aslan Kükremesi Nehri"nin kükreyen bir deseni olacak. Depresyon ve anksiyete, ebeveynler çifte whamma yakalandı Çocuklara bağırmanın bir başka nedeni de kendimizin baskı altında olmasıdır. İş ve yaşam stresi, disiplinli çocukların beceriksizliği, hayal kırıklığının bir artısı olabilir. Özellikle ebeveynlerin çocuklarının davranış kurallarına iyi beslenmeleri, iyi uyumaları ve yetişkinleri dinlemeleri gerektiği gibi doğal bir "inancı" olduğunda, bir çocuğun davranışı sahipsiz olduğunda, iç inançlarımıza ve buna karşılık bir dizi duygusal tepki ve eyleme ilham verir. Çocuğa bağırmadan edemiyorum, daha sonra "duygusal ilk yardım" üç adım İdeal olarak, duygularımızı kontrol edebilir ve çatışmalar ortaya çıktığında çocuklara bağırmayabiliriz. Ona bağırmadan edemiyorsak, üç adımda özetlenen gerçeklerden sonra iyi bir duygusal iyileşme işi yapmalıyız. Adım 1 Hataları kabul edin ve proaktif iletişim kurun Çocuğunuzdan içtenlikle özür dileyin ve bu çocuğunuz için bir rol model ve gösteridir. "Üzgünüm, bebeğim." Annenin iletişim şekli doğru değil, seni korkutuyor mu? Anne kalbi de çok rahatsız, tut! Üzgünüm. 」 Adım 2 Öz suçlamayı çocuğunuzla birbirinizi tanımak için bir fırsata dönüştürin Bazı ebeveynler çocuklarına bağırdıktan sonra derin bir öz suçlama hissedeceklerdir, ancak kendini suçlama sorunu çözmez ve kalplerinde duyguları tutmak işleri daha da kötüleştirebilir. Bunun yerine, öz suçlamayı çocuğunuzla birbirinizi tanımak için iyi bir fırsata dönüştürin. Çocuğunuzun ruh halinin biraz dengelenmesi için bekleyin ve çocukla nasıl hissettiğiniz hakkında konuşun. Çocuğunuza neden kızgın olduğunu nazik bir şekilde söyleyin. Ayrıca çocuğunuza içinizden ne beklediğinizi açıkça söyleyin. Örneğin, "Seni yatağa atlarken gördüm, başucu masasına çarpacağından ya da düşeceğinden endişeleniyordun." Annem seni çok seviyor ama bu tür davranışlar mümkün değil. Parka ve atlamak için geniş bir yere gidebiliriz. 」 Çocukların kendisini değil, birbirlerini görmelerine rehberlik edebiliriz; Bu davranışa izin verilmezse, başka iyi fikirleri var mı? Adım 3 Yavaşla ve çocuğunuzla duygusal düşüşleri atlatın Çocuğunuza bağırdıktan sonra çocuğunuz depresyonda, sessiz veya kızgın olabilir. Ebeveynlerin duygularının en düşük seviyesinden çocuklarına yavaşlayıp sessizce eşlik etmeleri de önemlidir. Derin bir nefes al ve rahatla. Çocuk çocuğu tutmaya istekliyse, nazik omuzlarımız çocuğa güç verecektir. Çocuk sarılmaya hazır değilse, hazır olana kadar sessizce ona eşlik edin. Çocuğa anne ve babanın onu her zaman seveceğini ve en zor anlarda onunla zaman geçireceğini bildireceğiz. Kükreme lanetini kırın, ondan önce önleyin, çocukları kükremeyen büyüyen bir ebeveyn olun Gerçeklerden sonra duygusal ilk yardıma ek olarak, çocuğun durumuna bağırmamak için çocuğun ebeveynleri ve çocuklarıyla nasıl daha iyi iletişim kurabileceğimizi sürekli öğrenmeliyiz. Ebeveyn-alt iletişimini "üstkoşgül" ile yeniden yapılandırma ebeveynlik sürecinizi anlama ve izleme Üstkesici terimi ilk olarak Stanford Üniversitesi'nde profesör olan Flavell tarafından önerildi. Basitçe söylemek gerekirse, üst biliş, düşünme ve öğrenme sürecinin bilişi, anlaşılması ve izlenmesidir. Zengzi'nin analects'teki ünlü sözünü hepimiz duyduk, "Üç ilim ve bedenim", yani güçlü bilişsel yeteneğin performansıdır. Peki kükremelerimizi üstbilişlerle nasıl izleyeceğiz? İlk olarak, her bir patlamamızın ayrıntılarını kaydetmek kendimizi anlamamıza ve ardından kötü duyguları izlememize ve kontrol etmemize yardımcı olabilir. İkincisi, kayıtlardan kuralları bulun kükremek için en kolay zaman ne zaman ve nedir? İşten sonra yorgun ve açken mi? Sabah dışarı çıkmak için acele ederken çocuklar ayak sürürken mi? Son olarak, yasalara göre, çocuğunuzu bu zamanlarda almaktan kaçınmaya çalışın veya bir şeyler yemeye gidin, çocuğunuzla uyum sağlamak ve oynamak için bir mola verin veya duygusal kontrol kaybınızı etkili bir şekilde azaltmak için karşılık gelen ayarlamalar yapın zamanı bir kenara bırakma gibi. Kısacası, vücuttaki küçük duygu canavarı dışarı çıkmak üzereyken, atlayıp kendine şunu sor Tatlım, vücuduna ne oldu? Çocuğunuzun davranışlarına bu tepki neden olur? Sorunu ilk ve son kez nasıl çözebilirim? Sadece ebeveynler genellikle kendilerine yansırlar, duyguları kontrolden çıkarmak yerine duygularını tanımak ve izlemek için yapabilirler. "Engelleme" "taramak" ve duygularınızı zamanında ifade etmeyi öğrenmek kadar iyi değildir. Duygular bir nehir gibidir, küçük bir düşünceden sonra biraz düşünür ve devam eder. Küçük duygular zamanında çözülmediğinde, volkan patlamak üzere olana kadar daha büyük ve daha büyük kartopu oynayacaklar. Ağlama arzusunu kontrol etmenin zorluğu çoğalır, ancak her küçük duyguyu parçalamak çok daha kolaydır. Çünkü duygular kontrolle değil, her gözlem ve görmeyle çözülür. Duyguların bastırılmasına, gizlenmesine ve kaçmasına gerek yoktur ve duygularımızdaki değişiklikleri tespit edebilirsek ve duygularımızı zamanında ifade edebilirsek, kendimizi daha rasyonel bir şekilde anlar ve çocuklarımıza bizi görme şansı veririz. "Kendimi kaybetmeyen mükemmel bir ebeveynim" diye düşünmemiz için kendimizi kandırıyoruz ya da bir odaya koşup kendimi kilitleyip sıkılıyoruz, hiçbir işe yaramıyoruz. Doğa ve çocuğunuzla nasıl hissettiğinizi tanımlamak, duygularınızı yönlendirmek ve çocuğunuzun sizi görebilmesi için bir pencere açmak daha iyidir. Ruh halinizi dengeleyin ve bir süre ayrılın Çocuğunuza bağırmayı bırakmayacak kadar yorgunsanız, bir süreliğine ayrılmayı seçin. Çocuğunuzun güvenli bir ortamda olduğundan emin olun, çocuğunuza biraz yorgun olduğunu, dinlenmek için başka bir odaya gitmesi gerektiğini ve 10 dakika sonra ona geri döndüğünü söyleyin. Ailede başka bakıcılar varsa, birbirinize yardım edebilir, bir kişiyi çocuğa bakacak şekilde değiştirebilir, birbirinizi duygularını ayarlayabilir, aynı zamanda birbirinizi sıkı ruh haline rahatlatmak için uyum sağlayabilirsiniz. Çocukların sonuçlarına katlanmayı öğrenmeleri bağırmaktan daha etkilidir. Bir bardak kırıldı, yüksek bir ses çıkardı, sevgili fincan bir parça oldu, çocuk fincanı kullanamaz. Mantıksal doğal sonuçların eşlik ettiği bu süreç, kendisi de güçlü caydırıcı olmuştur. Ünlü bir Fransız eğitimci olan Rousseau bir keresinde şöyle demişti Bir çocuğa verilen ceza sadece onun hatasının doğal bir sonucu olmalıdır. Çocuklara bağırmak yerine hak ettikleri sonuçlara katlanmalarını sağlamaya çalıştığımızda, doğal sonuçların arkasındaki nedensel ilişkiyi öğrenirler ve bir dahaki sefere aynı sorundan kaçınmak için daha sorumlu hale gelirler.
çocuğumu dövüyorum sonra pişman oluyorum