🥉 Mizaca Göre Beslenme Ibni Sina

Adres: Doğal Sağlık Derneği. Mimar Sinan mah. Uncular cd. Zırıh İş Merkezi. No: 18 Kat: 3 Ücretsiz ve detaylı bilgi&kayıt için: 0216 327 71 66. Günümüzde bunların tamamen zıddını yapmaktayız. İnsanın yaradılışına uygun olan, bizim kültürümüzde de var olan 2 öğün (sabah ve akşam-mümkünse hava kararmadan) beslenme yerini tanzimatla birlikte 3 öğün beslenmeye bırakmıştır. Sık sık ve azar azar yemek, bir öğünde 3-4 çeşit yemek gibi adetlerle tüketim Sağlıklılezzetlere kolayca ulaşın. Sağlıklı ve uzun bir yaşamın kişinin ihtiyacına göre düzenlenmiş, doğru bir beslenme programı ile mümkün olacağına inanıyoruz. Hello Healthy ile sağlıklı ve lezzetli öğünlere kolayca ulaşmanın keyfini çıkaracak, yaşam kalitenizin arttığını fark edeceksiniz. Hello Healthy Genelolarak beslenme ve besinlerle ilgili konuları; sağlık, toplumsal ve ekonomik yönleriyle inceler. Beslenme yalnızca fizyolojik değil aynı zamanda toplumsal bir olaydır. Beslenmenin sağlığa ve toplumsal hayatın özelliklerine uygun ve ekonomik olarak karşılanmasıyla ilgili her türlü konu, beslenme biliminin kapsamına girer. Bubağlamda İbn Sina da tıpkı Platon’da olduğu gibi kötülüğü metafiziksel, fiziki ve ahlaki olarak tasnif eder. Bu tasniften ilki olan metafiziksel kötülükte anahtar kavram inayet kavramıdır ve bu kavram İbn Sina’nın sudur anlayışıyla direkt bir ilişkiye sahiptir. Ona göre evrende mutlak anlamda bir kötülük yoktur. Yapılan çalışmalara göre, doğru beslenme tedavisi ile HbA1C değerlerinde belirgin iyileşmeler kaydedilmektedir. Beslenme eğitimi ve porsiyon kontrolü ile de total kolesterol, LDL (Kötü Kolesterol), trigliserit değerlerinde hedefler sağlanıp obezite, kardiyovasküler hastalık, hipertansiyon, diyabet komplikasyonları araştırmayaşlılarda fiziksel aktivite düzeyi, beslenme durumu ve bilişsel fonksiyon arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi Geriatri Kliniğine başvuran, araştırma kriterlerini sağlayan, ò ñ yaş ve üstü toplam birey dahil edilmiştir. 5DTEh8. Günümüz insanı haz endeksli yaşıyor ve henüz hastalıklarla gıda arasında bağ olabileceğine inanmıyor.” Bir araştırma sonucu ortaya çıkmış bir kitap Can Boğazdan Çıkar’. Yazarı Mehmet Ali Bulut, gazeteci geçmişinden yararlanarak çok çeşitli konularda araştırma kitapları yayınlıyor. Bu kitap da son zamanların çok satanlar’ listelerinde büyük sürpriz yaparak yüksek rakamlara ulaştı. Bir beslenme kılavuzu niteliği taşıyan kitapta, hastalıkların nedeninin sağlıksız beslenme olduğu vurgulanıyor. Kan gruplarına göre beslenme tablosu da veren yazar, yapılan beslenme yanlışlarını kan gruplarına göre değerlendiriyor. Kitabın en dikkat çekici taraflarından biri de, bu tür gıda ve beslenme kitaplarında rastlamadığımız kadar dini referanslara başvurması, gıda ve tüketimi hakkında ilahiyattan beslenen bir yaklaşım geliştirmesi… Köşe yazarlığı, haber editörü ve haber müdürü olarak meslek hayatınıza devam ettiniz. Biz sizi araştırmacı gazeteci olarak tanıdık. Yıllar sonra, sağlıklı beslenme ile ilgili bir kitapla okuyucularınızın karşısına çıktınız. Konu beslenme olunca ister istemez bir şaşkınlık yarattı okuyucular üzerinde. Niçin böyle bir kitap yazmayı tercih ettiniz? Uzun bir hikaye… Ama iki şey söylenebilir. Biri merak, diğeri de ihtiyaç. İhtiyaç merakı da beraberinde getirdi. 2006 yılında doktorların keyfi bir talepleriyle ameliyat olup da ardından da yarım bir adama dönüştürüldüğümü görünce biraz öfke ve ardından o halden kurtulma çabası beni alternatif tıp arayışlarına sürükledi. Kısa zamanda o dünyanın önde gelen isimleriyle tanıştım. Ve birden fark ettim ki, insanın çağımızın büyük belası haline gelmiş bulunan tansiyon, migren, kolesterol, hipoglisemi, nedenselliği bilinmeyen baş ağrılarının tamamen yanlış ve karışık beslenmeden kaynaklandığı gerçeğini öğrendim. Telkin edilen yöntem ile benim pratikteki hayatım arasında ciddi çelişkiler vardı. Söylenenleri tatbik edebilme kabiliyetim olamaz diye düşündüğümden pek de üstünde durmadım. Anacak ne zaman ki, her iki saatte bir, bir şeyler atıştırmam gerektiği ve hergün glikofaj kullanmam icap ettiği ve üstelik oruç tutmamın da artık asla mümkün olmayacağı bana söylenince tepem attı. Ertesi gün gittim ve uzun soluklu oruçlara başladım. 36 saat, 40 saat, 72 saat hiçbir şey yemedim. Ve sonunda doktorların açlıktan ölürsün’ dedikleri olmamıştı aksine, gündelik hayatımı cehenneme çeviren bir çok arazdan, sıkıntıdan ve hastalıktan kurtulmuştum. Hatta sağ göğsüm altında oluşan ve Koazimodo’nun kamburu gibi duran et yığınından da kurtulmuştum. Bana göre o bir mucize idi. Bu konuda araştırmalar yaptınız. Araştırmalarınız ne kadar sürdü ve hangi kaynaklardan yararlandınız? Yaklaşık üç sene aralıksız okudum ve araştırdım. Ve üstümde denedim. Yeme içme konusunu gündemime aldım ve bu konuda yazılabilmiş tüm malzemelere ve kitaplara ulaşmaya çalıştım. Müthiş bir müktesebat oluştu. 2011 yılına geldiğimde artık insanlara aktarabileceğim çok tecrübelerim ve kendi üstünde yaptığım denemelerim olmuştu. Bu denemelerin biri saçlarımın dökülüp seyrelmesine de yol açtı. Artık biliyordum, tansiyon, kolesterol, migren, hipoglisemi, reflü, kabızlık vs gibi hastalıklar hastalık bile değil. Sistemin arıza bildirim sinyallerini hastalık sanıyorduk. Küçük küçük tavsiyelerle insanları uzun zamandır aşamadıkları problemlerinin nasıl aşabileceklerini anlatıp da, onlar da olumlu sonuçlar almaya başlayınca böyle bir eser yazmamı istediler. Ben de yazdım. Tabii ki, sağlıklı ve kamil insan yetiştirmek her toplum için istenilen bir şeydir. Mevcut beslenme usulüyle sağlıklı insan üretmenin pek de mümkün olmadığını görmem beni ayrıca bu konu üzerinde durmaya sevk eti diyebilirim. “Bedeni besleyen yakıt mizaca göredir” diyorsunuz. Bunu biraz anlatabilir misiniz? Her mizacın ayrı bir beslenme gereksinimi mi vardır? Evet vardır. Mizaçlara göre beslenilmesi gerektiği gerçeği üzerinde duran ilk hekim İbni Sina’dır. Ondan önce de insanlar az yemeyi az uyumayı tavsiye etmişler ama İbni Sina’nın ilk defa, hastalıklara sebebiyet veren yönleriyle gıdaları ve insanları sınıflandırdığını görüyoruz. İbni Sina insanları mizaçlara ayırır ve mizaç gerçeğinin otlarda ve hayvanlarda da bulunduğuna dikkat çeker. O dönemlerde kan grubu biliniyor muydu? Nasıl ayırmış insanların mizaçlarını? Tabii o dönemler kan grupları bilinmemektedir. Fakat İbni Sina bunu sezmiştir. Uzun uzun mizaçları belirlemek için çabalar ve sonra da her bir mizaca kendine uygun bir beslenme önerir. Tabibi ki insanları dört beş kategoride toplamak mümkün değil. Esasında her bir insan tektir. Dolayısıyla kan hücresi de sindirim sistemi de kendine özgüdür. Yani denilebilir ki esasında insan sayısı kadar farklı beslenme çeşitleri olmalı. Nitekim gerçek de budur. Her insanın barsak florası ve enzimleri farklıdır. Ama yine de belli miktarda kategorize edilebilmektedir. İşte biz de o genel prensiplerden yararlanarak, insanların kan gruplarına uygun beslenmesi gerektiğini söylüyoruz. Bunu da yine daha önce bu alanda yapılan çalışmalara dayandırarak yapıyoruz. İlk defa, kan gruplarını gıdalarla kıyaslayıp inceleyen ve sonuçları test edip listeleyen Amerikalı doktor James D’Adamo’dur. Daha sonra onun çalışmaları oğlu Peter tarafından toplanır, derlenir ve yayınlanır. Bugün gerek Metabolik Balans olsun, gerek Drukan ve York testi olsun gerek gıda intoleransı ve biyo rezonans vs gibi kan hücresinin hassasiyetlerini önceleyerek beslenmeyi öngören sistemler olsun, hepsi James D’Adamo’nun çalışmalarına borçlular. James D’adamo’yu o araştırmalara sevk eden de İbni Sina’dır. Biz de onların bulduklarını derleyip insanlarla paylaşıyoruz. Mesela A grubu olan herkes için geçerli mi A grubu için verilen diyet? Evet doğrudur her bir insanın sindirim sistemi kendine özgüdür ve ne kadar genellersek o kadar sistemden ve ayrıntıdan uzak düşmüş oluruz. Mesela A kan grubundan A Sıfır’ olan bir insan, kırmızı ete A A’ kadar tepki vermez. Yani tolere eder. Ama AA olan bir A grubu eti tolere edemeyebilir. Bunun gibi sayısız incelikler var. Dolayısıyla en iyisi kişinin gıda intoleransı testini yapıp ona göre beslenmesidir tabii ki.. “Yediklerimiz ve içtiklerimiz düşünmemizi, üretmemizi, fikirlerimizi de etkiliyor” diyorsunuz… Evet her şeyimizi etkiler. İnsan esasında yediğinden ibarettir. Bu ifade hem insanlık tecrübesi içinde yer almıştır hem de bir ayettir. İnsan yediğine baksın’ der, insan tükettiği nimetlerden sorulacaktır’ der Kur’an. Bu sorgulama sadece bizim algıladığımız anlamda hata sevap açısından değildir. İnsan tabiatına yaptıkları etkiyi de anlatır. İnsanın temel yazılım programı olan DNA deoksi ribo nükleik asit RNA Ribo nükleik asit isimlerinden de anlaşıldığı gibi bizim yediklerimizden içtiklerimizden inşa edilmekteler. Ve hatta denilebilir ki, olaylara verdikleri tepkiler açısından aynı kan grubundan olanlar, aynı burçtan olanlara göre daha yakın, daha benzer tepkiler verirler. “Günlük enerjiyi üretecek besin miktarı, kişinin kendi yumruğu kadardır.” diyorsunuz. Günde üç öğün ve çok çeşit yemek yediğimizi düşününce, yumruğumuz kadar yemek yemek fikri bile açlık hissi uyandırıyor insanda. Neden bu kadar az yemeliyiz? İnsana lazım olan miktar o kadardır. Bu kadar miktar yendiğinde vücut enerjisini yeterince kullanabiliyor. Eğer bedenin ihtiyaç duyduğundan fazlasını tüketmeye kalkışırsak, bu kere ilk yediğimiz gıdadan elde edeceğimiz enerjinin yüzde 35’ini, fazla gelen enerji ve gıdanın stoklanması için kullanacağız. Çünkü sindirimin kullandığı enerji oranı, beynin kullandığı yüzde 20’dir enerjiden daha çoktur. Dolayısıyla boşu boşuna bedeni yoruyoruz. Ama eğer insan –sağlıklı bir insan- günde kaliteli bir üç yüz gramlık besin tüketse 24 saati en rahat ve en verimli tarzda kullanmış olacak. Ama maalesef bugünkü beslenme tarzımız, enerjimizin büyük bir kısmını, yediğimiz fazla gıdaların vücuttan atılması veya depolanması için harcıyor. Hem enerji, hem vakit israfı ve hem de hiç bitmeyen bir yorgunluk… GDO’lu ürünler, hormonlu gıdalar, hazır yiyecek ve içecekler… Organik ürün neredeyse kayboldu gibi. Gıdaların niteliği, insan yapısını nasıl etkiliyor? İnsanoğlu, GDO’lu gıdaların insanda ne tür sakıncalar doğuracağını henüz bilemiyor. İşin nereye varacağını da bilemiyor. Besinlerin dayanıklı hale gelmesi veya yeni tür tadların oluşturulması amacıyla, genler üzerinde yapılan değişikliklerin veya trans genik ürünlerin insanın DNA’sı ile etkileşmesiyle işin nereye varacağı henüz düşünülmüş değil. Bunların neticelerini sanırım ikinci nesilde göreceğiz. Yani GDO ile beslenmiş anne babaların torunlarında bu genetik sapmaların ne tür mutasyonlara yol açtığını göreceğiz. Mesela domatese eklenen köpek balığı geni keza, patateslerde var olduğu bilinen akrep geni ve daha bir çok sebze ve meyvede uygulanan bu genlerin ilerde birikimle insana neler yapacağı, insanı ne hallere düşüreceği tam bilinmiyor. Kutsal metinler bize yarı hayvan yarı insan tiplerden söz ediyor. Yine Kuran, maymuna dönüştürülmüş bir kavimden söz ediyor ki onlar sürekli balık tüketiyorlardı. Nitekim mutasyon da bir yanlışta ısrar etmekle oluşuyor. Ben öyle sanıyorum ki, kutsal kitaplarda ahir zamanda yeryüzünde ortaya çıkacak ve insanların ilikleriyle beslenecek diye haber verilen Dabbetül ar, bu tür genetik sapmalar sonuç ortaya çıkacak bir türdür ki insanlığın başına bela olacak… Fazla beslenme öfke’ nedenlerinden biridir diyorsunuz. Beslenme şeklimiz, duygularımızı da mı belirliyor? Tamamen. Deli dana hastalığı, otla beslenmesi gereken bir hayvana içinde sakatat bulunan küspelerin yedirilmesiyle oluşuyor. Aynı şey insanlar için de geçerlidir. Fazla ve aşırı protein ağırlıklı beslenmeler ciddi manada, ruhi’ diyebileceğimiz tepkilere ve sıkıntılara yol açmaktadır. Kan yoğunluğu ve kandaki toksik yoğunluk insanların beyni ve mizacı üzerinde ağır etkiler yapabilmektedir. Aşırı tokluk insanlık için beladır. Huzur ve rahat açlıktadır… “İnsanın dünya hayatındaki asıl vazifesi, kendisine emanet verilen şu harika yapıya iyi bakmak, bu bedeni hasta etmemek, aciz bırakmamaktır…” Biz sanki sağlıksız beslenerek kendimizi öfkeyle doldurup, sonra da bütün öfkemizi bedenimizden çıkarıyor gibiyiz. Fastfood beslenerek, hızla ve bilinçsizce tüketerek… Sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanmak için nasıl bir yol izlemek gerekiyor, daha doğrusu bu durumun alışkanlık haline gelebilmesi için neler yapmalıyız? Az yemenin ne kadar rahatlatıcı olduğu fark edildiğinde insanlar bunu kendileri tercih edecekler. Ama günümüz insanı haz endeksli yaşıyor ve henüz hastalıklarla gıda arasında ciddi bir bağ olabileceğine inanmıyor. İnsanlara bunu hissettirmemiz, farkındalık bilincini çogaltmamız gerekiyor. Esasında artık beslenme şekli toplumların milli güvenlik belgesi arasına alınmalıdır. “Hastalıkların şirin ambalajı tad .. Lezzet ve haz endeksli yaşamak, insanı hem müsrif yapar hem de hasta” diyorsunuz. karışık tatları aynı anda tüketmek vücutta ne gibi etkiler yaratır? İnsan vücudu, son derece özel bir davetiye ile girilen bir saraya benziyor. Tatma duyusu da bu sarayın girişindeki güvenlikçiye benzer. O vücut sarayının merkezi olan midemizi korumakla görevli bir bekçidir. Ama biz ona rüşvet vere vere sonunda, kim çok rüşvet veriyorsa onu içeriye alan bir dalkavuğa dönüştürüyoruz. Halbuki tad duyusunun ve çiğnemenin görevi, mideye gönderilecek lokmanın tam ve derin bir analizinin yapılması içindir. İnsan çiğnerken ağız içindeki sensörler ve tad duyusu lokmanın içindeki maddeleri beyne bildirir. Beyin ona göre mideye sinyal verir ve gelmekte olanlara göre hazırlık yapmasını sağlar. Ama biz lezzeti öncelemiş bir hayatı esesa alıyor ve lokmaları yeterince çiğnedemen mideye yolluyoruz. Bu da midemizde fesada ve vücudumuzda ihtilale neden oluyor. Sağlıklı yaşam şartları veya sağlıklı beslenme usulleri insan ömrünün uzun ya da kısa olmasını etkileyen nedenler midir? Sağlıklı yaşam insanın miadı’nı etkilemez. Ama insanın kendisine vaad edilen ömrün tamamını yaşamasını veya en azından ömrünün son saniyesine kadar sağlıklı yaşamasını sağlayabilir. Sağlık ile ecel aynı kadere tabi değiller. Mesela diyelim ki, bir şeyin doğal ömrü on senedir. Ama kötü kullanma ile siz onu vaktinden önce kullanılamaz hale getirebilirsiniz. Aynı şey bedenimiz için de geçerlidir. İnsan ömrü ortalama ne kadardır? Türkiye’de yaş ortalaması nedir? İnsan ömrünün ne kadar olduğuna dair elimizde kesin bir kayıt yoktur. Sadece Tevrat’ta Nuh As ile Cenab-ı Allah arasında geçen bir mükalemede Cenab-ı Hak, artık eskisi gibi insanların sekizyüz dokuzyüz değil sadece 120 yıl yaşayacaklarını, buna karşılık da insanlığı kitlesel felaketler vermeyeceğini beyan eder. Bununla birlikte sağlıklı yaşayanlarımız o civara yaklaşmaktadır. Demek ki insan 120 yıl yaşayabilir diyebiliriz. Bu organizmanın altmış yetmiş yıl içinde tüketilmesi de ancak insan aceleciliği ile izah edilebilir. “İnsan hasta olmayacak şekilde tasarlandı” diyorsunuz. Peki, nasıl olup da hastalıklar onu buluyor? Tüm hastalıklar nasıl meydana geliyor? Hastalıkların temelde 4+1 sebepten kaynaklandığı söylenebilir. Bu, dört temel sebep, bir; gıda, iki; nazar, büyü, sihir vs. üç; eski tıp geleneğimizde Rîh’ diye anılan ve esasında yapıdan insan malzemesi – DNA kaynaklanan hastalıklar, dördüncüsü enfeksiyonal virüs bakteri kaynaklı hastalıklar ve tabii artı olarak stres kaynaklı hastalıklar. Bugünkü tıbbın başarılı olduğu tek alan enfeksiyonal hastalıklar. Diğerlerinin hiç birinde netice alamıyor. Ya organı kesip atmayı deniyor veya o organın yaydığı ağrıları yok saydırmaya çalışıyor. Stres, kan gruplarının risk karşısında farklı tepki salgılamalarının sonucunda oluşan bir haldir. Burada da moral değerler ve inançlar devreye girer. Hadiselerin ilahi bir yazgı çerçevesinde cereyan ettiğine inananlar ile hadiseleri tesadüfe bırakan insanların riskli olaylar karşısında sergiledikleri tavır çok farklıdır. Bu tavır, salgı sistemlerini çok derinden etkilediği için hastalıkları hazırlamada da etkili oluyor. Modern tıp, insan bedenine bütüncül bakmayı kaybettiği için onu tedavi ediyorum derken, daha da hasta mı ediyor yani? İlaç kullanmaya, ameliyat olmaya gerek yok mu diyorsunuz? Eğer harici bir kesik, kaza yoksa hiçbir hastalık ameliyat ile düzeltilemez ve düzeltilemiyor. Eğer vücudun istematiği bilinse gıda/beslenme rejimi ile bünye hastalıklarından kurtulmaya yönlendirilebilir. Esasında mevcut tıbbın hastalık öncesinde insana önerdiği bir şey yok. Ancak patalojik durumlar ortaya çıktıktan sonra ya ağrı kesicilerle insanın o ağrıları hissetmemesi sağlanıyor veya o organ kesilip atılıyor. En çok safra kesesi, bademcik, dalak gibi sindirimi ve savunmayı doğrudan ilgilendiren sistemler kesilip atılıyor. Ben bugüne kadar safra kesesi alınıp da şeker hastası olmamış insan görmedim. Keza tiroid bezi ve böbrek üstü bezi düzeltilmeden, vücuda yayılan tümör ve kitlelerin temizlendiğine de şahit olmadım. Dolayısıyla evet ameliyat çare değil ama gıda rejimi ve perhiz ile vücut kendi iç pragramlarını yeniden devreye sokmaya zorlanabilir ve asıl tedavi odur. İnsan yapısının genetik olmadığı sürece tüm hastalıklarla savaşabilecek ve bu savaşı yenebilecek yapıda olduğunu anlatıyorsunuz. Hiç hastalanmama ihtimali var mı? Evet vardır. Sağlıklı beslenme, daha doğrusu riyazetle beslenme hacamat yapılarak insan hiç hastalanmadan yaşamını sürdürebilir teorik olarak. Ama pratikte de bu mümkün mü? Evet, zira bunun örnekleri var. Hastalık yapan beslenme faktörleri nelerdir? Yanlış gıda tüketmek, çok yemek, karışık yemek ve sık yemektir. Şişmanlık sadece bedensel bir sorunmuş gibi algılanıyor. Oysa anlattıklarınıza bakılırsa, hastalıklarla çok bağlantısı var. Şişman olmak nasıl sağlık sorunları yaratır? Şişmanlık, esasında her şeye rağmen vücut savunma sisteminin sağlıklı olduğunu gösterir. Yani insan şişmanlamışsa -obezlik başka bir şeydir- bu demektir ki insan bünyesi hala yanlış beslenmenin sonuçlarını absorbe edebiliyor. İnsan gıdasını azaltsa, boğazından geçenlere dikkat etse zayıflar veya kendi kilosuna gelir. Şişmanlık maalesef çok değişik hastalıklara yol açıyor. Özellikle de kalbi yorduğu için doğrudan sistemin kalbine saldıran bir durum. Can Boğazdan Çıkar Kitap Tasarımı Ahmet Çelik/ Editör Rahime Demir /Yayınevi Hayat Yayıncılık / 304 sayfa Mehmet Ali Bulut”1954’te Gaziantep’in İslayihe ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Bir çok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu…Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı. 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. Eserleri Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri Gazete yazılarından derlenmiş bir eser, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar gibi yayınlanmış eserleri, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha. Söyleşi Yazarı Sevilay Acar "Günaydın!" demek lazım ama demeyeceğim. Çünkü Dr. Mehmet Öz, yine de bu memlekette birçok şeyi göze alarak beslenme konusunda dürüst ve ilkeli davran insanlardan biri. İlaç sanayiinin emrinde çalışmıyor. İnsanların sağlığını, kurumların çıkarından üstün tutuyor. Dr. Küçükusta gibi… O yüzden "Günaydın Mehmet bey!" demiyorum. "İyi ki meseleye el attınız Mehmet bey!" diyorum. Çünkü gıda ve beslenme, artık bu ülkede bir "milli güvenlik sorunu" haline gelmiş bulunuyor! Ben yıllarca bana dayatılan, daha doğrusu ilaç baronlarının sürekli sağmal ineği olmam için üçtaşa bağlanın bir hasta idim. Doktora gittiğim her seferinde işittiğim şuydu "Tansiyonun var şu ilacı kullan. Migrenin var, şu ağrı kesiciyi al. Kolesterolün var şunu kullan, hipoglisemi olmuşsun şu ilacı kulan, şekerin var insülin kullan… karaciğerin yağlanmış şunu kullan." Eğer organınınız biraz daha tahrip olmuşsa önerdikleri hemen şöyle olur "Gözünde glokom var, gel gözünü çıkaralım. Bademciklerin şişiyor, gel çıkarıp atalım. Safra kesesi çamurlanmış gel koparıp atalım…" Saf saf sorarsınız "Peki bunun bir tedavisi yok mu? Eskiler hep kesip atıyorlar mıydı?" Cevabı hepiniz biliyorsunuz. En son 2006 yılında, hiç gereksiz yere beni ameliyata alıp devleti 12,500 lira dolandıran hastane ve doktorları, ameliyat sonrasında başıma açılan hastalıkların hiç birine çözüm getiremedikleri gibi, pişkin pişkin, "ameliyatların böyle ön görülmeyen sonuçları olabiliyor" demekten de utanmadılar. Sakın doktorlar, kendilerini kınadığımı sanmasınlar!. Ben onları dahi ele geçirmiş bir sistemden, bir gulyabaniden söz ediyorum. Hekimi, doktor derecesine indiren, "hastalık yoktur, hasta vardır" ilkesini tersyüz eden, doktoru da sadece önüne konulan ilacı yazan bir kâtip, Eczacıyı, belli firmaların güya ilaç diye ürettikleri müstahzaratı satan bakkala indirgeyen bir sistem… Bu sistemle baş edilebilir mi? Sanmıyorum. Devletler baş edemiyor ki doktorlar baş edebilsin! İlaçlar Tedavi Maksatlı Üretilmiyor Tıp teknolojisi hiçbir dönemde bu kadar ileri gitmemişti. İlaç sanayii de hiç bu kadar gelişmemişti. Ama maalesef, hiçbir ilaç tedavi maksatlı üretilmiyor. Hemen hemen hepsi oyalama maksatlıdır. Tedavi etmeyi bilmiyor değiller. Neyin tedavi edici olduğunu biliyorlar. Ama bunu insanlara vermiyorlar. Gıdım gıdım kullanarak ömür boyu sistemde kendileri için para ödeyen abone olmasını sağlıyorlar. Hepsi bu… Ben bunu anladığım zaman ilk iş, kendimi toparlayacak bir çare aradım. Bir biyokimyacı hanım ile tanıştırdılar beni; Aidin Salih. Allah ebeden razı olsun. Bana yeme içmenin adabı öğretti de hastalıklarımdan kurtuldum. Söyledikleri çok basitti Açlık yap. Seni hasta eden yiyeceklerden ve onların vücudunda yarattığı tortudan kurtul, kanını temizlemek için de Resulullah'ın sünneti olan hacamat yap! Bir de ilk defa ondan duydum ki gıdaların intoleransı diye bir şey varmış… Bunun ne olduğunu bilmediğim gibi, aklım da basmamıştı ilk evvel. Sonra onun eserini okudum. Gerçek Tıp. Yitik Şifa'nın peşinden yürüyerek, ta sonunda vücut mülkümde yaptığım tahribatın sebebini öğrendim. İlke defa Kan gruplarına göre bir beslenme olduğunu ondan duydum. Birçok şeyini alıp uyguladım. 96 kilodan 78'e düştüm. Vücudum tel gibi olmuştu. Ne kolesterol, ne migren, ne tansiyon kalmıştı. Beş saat uyku yeter olmuştu… Uzun hikâye! Sonunda kendim de alana dalmaya karar verdim. Sayısız okumalar yaptım ve yaşadıklarımı paylaşmak için bir kitap yazdım Can Boğazdan Çıkar! Öyle bir kitap yazmak bana düşmezdi. Sayın Öz gibi alandan gelen insanlar dururken, benim gibi bir gazeteciye… Bu memlekette bir yığın diyetisyen var. Fakat baktım ki o diyetisyenler de sisteme bağlanmışlar ve ilaç baronlarına yeni müşteri kazandırmaktan öteye gidemiyorlar. "Efendim, sen hipoglisemi olmuşsun, iki saatte bir yemek yemelisin, yok efendim şöyle olmuş böyle olmuş…" Bunu söyleyen bir diyetisyenin vücut kâinatından zerre kadar haberi yoktur zira. İnsanı adeta atık kâğıtları doğrayan çöp kutusuna çeviriyorlar. Sistemi çok yorarak, kilo verdireceklerini sanıyorlar. Vücuda giren o fazlalıkların nasıl atılacağını, atılmak için ne kadar enerji yakıldığını, onun insanı ne kadar yorduğunu bilmiyorlar. Ve maalesef hikmetten de haberleri yok. Esasında tanrı tanımaz pozitivist düşüncenin tasarımladığı bir insan ve ona dair bilgiler nasıl hakikat olabilir ki? Kan Gruplarının Hikmetini Bilmiyorlar Ki… Bir kere, daha neden farklı kan gurupları olduğu üzerinde düşünmemişler. Kan neden haram kılınmış, bu haramlığın genetik sapmalardaki veya hücrelerde oluşan mutasyonlardaki payı nedir ne değildir tefekkür etmemişler ki, zararlarını düşünsünler. Madem kanların kullanımı son derece titizlik istiyor, o zaman neden farklı kan gruplarının beslenmesinin farklı olabileceği üzerinde durmazlar? İbni Sina 800 yıl önce "Mizaçlar"dan bahsetmiş. İnsanların farklı mizaçlarda olduğu, dolayısıyla farklı beslenmeleri gerektiğini ısrarla vurgulamış. Bazı gıdaların asla birbiriyle tüketilmemesi gerektiğini söylemiş. Etler, sütler, kökler konusunda son derece ilginç şeyler aktarmış. Ama sonunda, insanı mekanik bir tür varlık' sayan, tanrı tanımaz bilim adamları tarafından geliştirildiği için mevcut tıp anlayışı o hikmetlerin hepsini elinin tersiyle kenara atmıştır. Beslenmenin bir usulü ve hikmeti olabileceği akıllardan silinip gitmiş… Bugünün tıbbı semptomlarla ilgileniyor. Ortaya çıkan sonucu yok etmeye çalışıyor. O sonucun doğmasına yol açan şeylerle ilgilenmiyor. Oysa gerçek tıp, yani hikmetin kardeşi olan hekimlik asıl bununa ilgilenir. Eski tababetimiz hekimlikti ve hikmetle hareket ederdi. Şimdikilerin bildiği tek şey kesip biçmek! Elbette bazen kesmek de icap edebilir. Ama çaresizlikte. Sık tekrar ettiğim bir söz var, ben bu "hakîm" hikmeti -yani gerçek tıbb- tanıdığımda vücudum harap olmuştu. Son beş senedir tamir etmekle meşgulüm. En son safra kesesi sıkıntı yaptı. Doktora gittim, tam bir teşhis koymak için. Denildi ki, safra kesesi taş dolmuş ve şu anda da ağır bir iltihap var. -Peki ne yapacağız? -Efendim çare yok, alacağız! -Hakikaten başka çare yok mu? -Hayır, tedavisi mümkün değil, kesip almamız lazım. Dedim ki, bana pazartesi gününe kadar -o gün Perşembe idi- müsaade edin. Pazartesi geleceğim, ultrasonda iltihabın devam ettiği görülürse alın, dedim. Gerekiyorsa size imza vereyim… "Kabul" dedi sevgili doktor kardeşim. Eve varır varmaz, işi bilen biriyle konuştum, Safra kesesinin üstüne 11 sülük taktım. Bu arada doktorun verdiği antibiyotiği de kullandım tabii ki… Sonra Pazar günü bir kere daha sülük tatbik ettim. Pazartesi hastaneye gittim. Sülüklerin yerinden işkillenen doktora ne yaptığımı söyledim. Tuhafına gitti ama iltihabın da kalmadığını görünce sevindi. "Ama" dedi, "taşlar duruyor". -Evet, taşlar duruyor, üç günde taş erimez. 56 yıllık hatayı dört günde temizleyemezsiniz. Müsaade ederseniz, bir iki ay içinde onun da çaresi olduğunu göreceksiniz. O çaresi olmayacağına inanıyordu ama beni de tanıdığı için saygı gösterdi. Ama sıkı sık tembih etti. Şunları şunları yeme diye! İşin özü oydu. Yememem gerekenleri yemeyecektim zaten. Onları önceden yememeyi bilseydim, safram da taş toplamazdı elbet. Sonuç olarak, tamamen bitkisel olan Micromer diye bir bitki çayı kullandım. Bolca. Bir ay sonra ultrasona gittim. Taşların üçü tamamen erimiş, büyük olan da üçte iki onarında küçülmüştü. "Her ne yaptıysan iyi olmuş" dedi… Eğer, Ortodoks tıbba kalsaydı, şimdi safra kesem alınmıştı. Vücudun çöp kutusu olan safra gidince bütün yük tek başına Karaciğere binecekti. Benim karaciğerim zaten rahatsız, kısa zamanda iflas edecekti. Tabii ki ölüm Allah'ın emridir. Ama ben sağlığımı korumakla ve bana emanet edilmiş organları varabilecekleri en son miada vardırmakla mükellefim. Bunun da yolu, vücudu kirletmemekten geçiyor. Yeme Usulüne Bilmeyen Hasta Olur Yeme usulünü ve nasıl yenilmesi gerektiğini, neyin ne ile gidi En doğudan en batıya kadar tıp ile ilgilenen herkes insanları sınıflandırma ve buna göre tedavi yoluna gitmiştir. Ufak tefek farklılıklar olmakla birlikte çindeki 5 elemenet teorisi ile veya hipokratın bahsettikleriyle ayını şeydir. Biz mizaç bilimini ve inceliklerini en iyi araplardan öğrenmekteyiz. Mizaçları incelemiş sınıflara koymuş ve bununla birlikte insan ve bir çok varlığıda mizaç bilimine dahil etmişlerdir. Mizaçlar temel olarak her maddede bulunan ve sıcaklık-soğukluk ve kuruluk-yaşlık değerlerine bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Mesela hepimiz sıcak havalarda serin bir suyun özlemini hissederiz. En basit anlatımı budur aslında. Herkes bazı yiyeceklerin ısıttığını bazı yiyeceklerin suğuttuğunu bilir ve farkında olmadan uygular. Bazı insanlar aslında mizaçlarına uygun olmayan şeyler yedikleri için sürekli hasta olurlar. Mesela kahvenin mizacı oldukça sıcaktır. Çayın aksine kahve insanı ısıtma açısından daha etkindir. Mizaçları bilmek ve buna göre tedavi olmak işaret olarak Peygamberin AS sünnetinde bulunmaktadır. Peygamber Efendimiz as hurma ile hıyarı birlikte yer ve “bunun hararetini bunun soğukluğuyla bastırırız” derdi. İşte bu bilgilerin toplanmış ve tecrübeye dayandırılarak uygulanış haline Mizaç Tedavisi denir. İnsanlarda sıcak soğuk ve kuru yaş hallerin kombinasyonlari ile 4 mizaç ortaya çıkar. Bazı arkadaşlar hıltları ve ahlat kavramını işin içine sokuyor ama burada sadece tanıtım ve bilgilerndirme yapıyoruz. Eğitim ise ancak kurslarda olabilir. Mizaçlar sıcak ve nemli hale kan sıcak ve kuru hale safra soğuk ve nemli hale balgam suğuk ve kurus hale sevda Olarak tanımlanır. Mizaçları bilmeden bir tedavi yapılamaz. Çünkü bütün tedaviler mizaçları etkiler. Mesela hacamat. Sevda mizacındaki bir insana hacamat yapmak onun hastalığını arttırır. Çünkü kan sıcak ve nemlidir. Vücuttan sıcak ve nemin alınması kuruluk ve soğukluk yapar. Mizaçlarla Tedavi Nedir ? İnsanlarda bulunanbilen 4 mizaç ne zaman eşitse o zaman sıhat olunur. Ama bazı etkilerden dolayı örneğin safra mizacı diğerlerine baskın olabilir. O zaman önce bunu tespit edip sonra safrayı yani sıcaklığı ve kuruluğu giderecek şeyleri reçeteye yazmamız gerekiyor . Bulgurlu Mahallesi Üsküdar/İstanbul - 900-1800 Whatsapp Bilgi Hattı 0532 407 62 71 - - Bulgurlu Mahallesi Üsküdar/İstanbul Hastalıkların en temel sebebi yetersiz beslenmedir. Endüstriyel tarım uygulamaları ,kimyasal gübre ve zirai ilaçlar bir çok hastalığın en temel sebepleridir. Kişilerin mizaç ve yaşadıkları çevreye göre doğru beslenme eğitimleri, Hastalıkların beslenme ilişkisi ne göre çözüm önerileri sunuyoruz. danışmanlık, bilgi ve sorularınız için iletişime geçin EĞİTİM UZAKTAN EĞİTİM-UYGULAMA SÜRE 3 AY 106 DERS SAATİ BELGE RICCON ACADEMY-SAĞLIK EĞİTİM DERNEĞİ SED SINAV ONLİNE Bir insanın kişiliği oluşurken hem doğuştan getirdikleri hem de sosyal çevre olarak bizim ona kattıklarımızla mizaç oluşur. Bu nedenle sosyal çevre olarak kendimizi yenilerken bir yandan da kişinin kendi veya danışanlarının mizaç yapısını doğru bir şekilde anlamak ve ona uygun tutum, davranış ve tedavi yöntemlerini belirlemek en doğrusu olacaktır. Davranışları olumlu bir şekilde değiştirmek ve var olan hastalıkları mizaca göre tedavi etmek ortaya çıkacak olan tarafların sağlıklı yönleriyle açığa çıkmasını sağlar. Mizaca ait bir kuram ya da araştırma yöntemi yokkende sağlıkta kullanılması ibni sina’ya kadar dayanmaktadır. Holistik tıp ve Mizaç tarihi Unsur ve Hıltlar 4 ayrı mizacın detaylı anlatımı Kendi mizacını ve kişilerin mizacını saptama Hastalıkların mizacı Bitkilerin mizacı Taşların mizacı Mizaçlara göre beslenme Mizaçları tanımak, mizaçların özelliklerini bilmek, fiziksel özelliklerine göre farklı mizaçlardaki kişileri tespit edebilmek, mizaçlara göre hastalıklar ve tedavi yöntemleri konusunda bilgi sahibi olmak isteyen herkes bu eğitime katılabilir. Eğitimin neticesinde ise; holistik tıp ve mizaç tarihi, unsurlar, 4 ayrı mizacın detaylı anlatımı gibi birçok konu başlığını SAİT SEVİNÇ DR. YEŞİM TOK hosteslik kursu

mizaca göre beslenme ibni sina