🐄 Peygamber Efendimiz Zamanında Mescid I Nebi Nin Işlevleri Nelerdir

Mescidi Nebevi'nin diğer diğer alanlarından ayırt edebilmek için yeşil halılarla belirlenmiştir. Cennet-ül Baki (Baki Mezarlığı): Mescid-i Nebevi'ye çok yakın olan ve Peygamber Efendimiz zamanında kurulan Medine İslam Devleti'nin ilk mezarlığıdır. Şehrin Osmanlı idaresinden çıkmasından sonra Hz. Mescid-i Nebî’nin bitişiğinde doğu tarafındaki bu kabristanda Hazret-i Hatice ve Hazret-i Meymûne Vâlidelerimiz hâriç, Peygamber Efendimiz’in bütün hanımları medfundur. Hazret-i Fâtıma dâhil, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kızları ve oğlu İbrahim burada medfundur. Bazıâlimler olayı şöyle anlattılar: Peygamber Efendimiz’in Mekke’den Mescid-i Aksâ’ya gitmesi, oradan semâlara yükselmesi ve Mekke’ye geri dönmesi yaklaşık olarak gecenin üçte biri kadar olan bir vakitte gerçekleşmiştir. Peygamber Efendimiz bu durumu ilk önce Ümmü Hâni’e, daha sonra kâfirlere anlatmıştır. Mekke’de Müslümanlara eziyetler ve zulümler artmıştı. Peygamber efendimiz hem Müslümanları korumak hem de İslam’ın yayılmasını hızlandırmak için hicret etmişlerdir. 5. Mescid-i Nebi’nin, Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde ne gibi sosyal işlevleri vardı? Belirtiniz. Dr. Murat Kaya, Buhari-i Şerif'te geçen ve Mescid-i Nebevî'nin ilk hâlini anlatan hadis-i şerifleri açıklıyor. Abdullah bin Ömer (r.a) şöyle anlatır: “Mescid-i Şerîf-i Nebevî, Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz zamânında ham kerpiç ile binâ olunmuş olup tavanı hurma dallarından, direkleri de hurma ağaçlarının Mescidi Nebevî’ye bitişik odalar yapılınca Peygamber Efendimiz Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evinden oraya taşındı.1 Hanînü’l-Ciz’ mûcizesi Mescid-i Nebevî ilk yapıldığı sırada minbersizdi. Resûl-i Ekrem, hutbe irâd buyurduklarında kuru bir hurma kütüğüne dayanırdı. Uzun müddet böyle devam etti. 1 İlk vahiy nerden indirilmiştir? 2) İlk vahiy kaç yılında indi? 3) Vahiy meleği hangi melektir? 4) Nur Dağı'nın Hira mağarasındaki ilk emir nedir? M4yHu. Mescit ve Câmî Kelimeleri Yüce Allah, yeryüzünde bazı yerleri şereflendirmiş, ibadet mekânları kılmış ve oralarda yapı­lan ibadetlerin sevap ve mükâfatını arttırmıştır. Kullarına bir lütuf ola­rak ve necatlarını kolaylaştırmak için, peygamberleri vasıtasıyla bunu haber vermiştir.[1] Mescit, Arapçada “eğilmek, tevazu ile alnı yere koymak” anlamına gelen sücut kökünden “secde edilen yer” manasında bir ism-i mekândır. Secde, namazın rükünleri içinde en önemlisi, Kur’ân-ı Kerîm’e göre[2] insanın daha ilk yaratılışında şahit olduğu bir hürmet ifadesidir. Hz. Peygamber “Kulun Allah’a en yakın olduğu an, secde anıdır. Öyleyse secde anında duayı çoğaltın” أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَهُوَ سَاجِدٌ فَأَكْثِرُوا الدُّعَاءَ buyurmuştur.[3] Kur’ân-ı Kerîm ve hadîslerde, Yüce Allah’a ibadet gayesiyle tesis edilmiş mekânları ifade etmek üzere “mescit” kelimesi tercih edilmiş ve çok zikredilmiştir. Bir ism-i fâil olan câmi الجامع kelimesi, Arapça cem جمع kökünden türetilmiştir ve “toplayan, bir araya getiren” anlamına gelir. Mescid-i Nebevî’nin tesisinden itibaren cuma, bayram ve benzeri namazların kılındığı Mescid-i Nebevî ile Medine’deki mahalle mescitleri arasında ayırım yapılmış, Mescid-i Nebevî ile mahalle mescitleri arasındaki fiili ayırım, Hz. Peygamber ve sahabe tarafından gayet açık bir şekilde uygulamaya dayalı olarak ifade edilmiştir. Mesela hem Hz. Peygamber hem Hulefâ-i Raşidîn Cuma namazının şehirde bir yerde kılınması gerektiğini söz ve uygulama ile emretmişlerdir. Bu konuya “Hz. Peygamber Devrinde Medine’de İnşa Edilen Câmi ve Mescitler” ve “İslâm şehirlerinde inşa edilen câmiler iki çeşittir” başlıkları altında daha fazla değinilecektir. Hadîs kaynaklarında “باب سُنَّةِ صَلاَةِ الْخُسُوفِ فِى الْمَسْجِدِ الْجَامِعِ” şeklindeki bab başlıklarındaki “الْمَسْجِدِ الَّذِي يُجَمَّعُ فِيهِ” Cuma namazı kılınan mescit[4] ve “الْمَسْجِدِ الْجَامِع” cemaati toplayan mescit[5] tabirler Cuma camileri için kullanılmıştır. Daha sonraları yaygınlık kazanan câmi الجامع kelimesi, başlangıçta sadece cuma namazı kılınan büyük mescitler için kullanılan ve tabiîn döneminde yaygın bir şekilde kullanılan el-mescidü’l-câmi tamlamasının kısaltılmış şeklidir. Hz. Peygamber Devrinde Hicretten Önce Mekke’de Tesis Edilen Mescitler İslâm’ın başlangıcında, ibadet için sadece Allah’ın evi Kâbe vardı. Mekkeli müşrikler ve Müslümanlar, ibadetlerini burada yaparlardı. Hz. Peygamber ise Mescid-i Harâm’da Hacerülesved ile Rüknülyemânî arasında namaz kılardı. Zamanla ortaya çıkan sosyal baskılar sonucunda, Müslümanlar başka çözümler aramaya; evlerde, gözden ırak vadilerde gizlice namaz kılmaya; evlerin uygun yerlerini mescit edinmeye başladılar. Mesela ilk Müslümanlar çok erken bir dönemde[6] Dârülerkam’ı mescit haline getirmişlerdi. İlk mescidin -ebeveyni ilk İslâm şehitleri olan- meşhur sahabe Ammâr b. Yâsir b. Âmir el-Ansî v. 37[7] veya Hz. Ebû Bekir tarafından yapıldığına dair rivâyetler bulunmaktadır. Hatta yanık sesiyle Kur’ân-ı Kerîm okuyan Hz. Ebû Bekir kadın ve çocukların İslâm’a ilgi duymasını sağladığı için müşriklerin tepkisini çekmiştir. Hz. Ömer İslâm’ı kabul ettikten sonra, Müslümanlar, Mescid-i Harâm’da açıkça namaz kılmaya tekrar başladılar.[9] Müslümanlar Mekke’de toplum dışı ilân edilmiş bir azınlık oldukları için o devirde câmiler ve mescitler ne gelişmişlerdi ne de İslâmî bir müessese olarak önemli bir fonksiyon icra etmişlerdi. Müslümanların Mekke’yi terk edip, Medine’ye yerleşmeleriyle câminin sosyal hayattaki önemi artmıştır.[10] Hz. Peygamber Devrinde Medine’de İnşa Edilen Câmi ve Mescitler İbn Ebî Şeybe’nin Câbir b. Abdillah el-Ensârî’den v. 78/697 naklettiği bir rivâyetten, Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden iki yıl öncesinde Medineli Müslümanların mescitler inşa edip bu mescitlerde namaz kılmaya başladıkları anlaşılmaktadır. I. Akabe Biati’nda Rasûl-i Ekrem’e iman eden altı kişiden biri olan Es’ad b. Zürâre, Mescid-i Nebevî’nin yapıldığı arazideki bir hurma kurutma yerinin etrafını duvarla çevirerek mescit haline getirmişti. Es’ad b. Zürâre arkadaşları ile birlikte, kıblesi Kudüs’e doğru olan bu mescitte namaz kılardı. Hicretten önce burada Cuma namazı da kılınmıştır.[11] İlk muhâcirler, Medine’ye gelince ensâr ile beraber -Külsûm b. Hidm’e ait bir harman yerinde-[12] Kubâ Mescidi’ni inşa etmişti. Bir rivâyete göre ise Kubâ Mescidi’nin yerini, Leyye adında bir kadın, daha önce ağıl olarak kullanmıştır. Daha sonraları münafıklar “Leyye’nin eşeğini bağladığı yerde namaz kılmayız” diye propaganda yapmış ve bir nifak ocağı olan Dırâr Mescidi’ni inşa etmişlerdir. Hz. Peygamber bu nifak ocağını Tebûk Seferi’nden Recep H. 9 sonra yıktırmıştır.[13] Bazı rivâyetlere göre ise Kubâ Mescidi’ni, ilk olarak Rasûlullah inşa etmiştir. Zürkânî’nin, iki grup rivâyeti uzlaştırmak için yaptığı izahlardan şu sonucu çıkarabiliriz Rasûlullah Kubâ’da ikameti esnasında daha önce yapılmış olan bu mescidi gerekli tadilatı yaparak bir nevi yeniden inşa edip daha faal hale getirmiştir.[14] Kubâ Mescidi’nin yeniden inşası işine; “Rasûlullah için gölgelenip istirahat edeceği ve içinde namaz kılacağı bir mekân hazırlamalıyız” diyen Ammâr b. Yâsir el-Ansî v. 37 öncülük yaptı.[15] Semhûdî’ye göre, “Kubâ Mescidi’nin İslâm çağında ilk mescit olması”,[16] hususi olmayan ve herkese açık ilk mescit veya Rasûlullah’ın serbest bir şekilde cemaatle namaz kıldığı ilk mescit anlamına gelir.[17] Rasûlullah Kubâ’da konakladığı süre içinde bu mescitte Beytülmakdis’e[18] doğru namaz kılmıştır. Ahde vefayı, eski hukukları gözetmeyi imanın özelliklerinden sayan Hz. Peygamber Medine’ye yerleştikten sonra, bazen yaya bazen binitli olarak Cumartesi ve Pazartesi günlerinde Kubâ Mescidi’ni ve cemaatini ziyaret etmeye devam etmiştir.[19] Hz. Peygamber’in Medine’de ilk Cuma namazını Benî Sâlim’in Rânûna Vadisi’ndeki mescidinde Mescid-i Âtike kıldığına dair Ebû Zeyd Ömer İbn Şebbe en-Nümeyrî el-Basrî’nin 173-262/789-876 naklettiği rivâyet[20] de hicretten önce Medine’de mescitlerin tesis edildiğini gösterir.[21] Benî Sâlim mescidi, el-Ğubeyb ve Mescid-i Cuma adlarıyla da anılmıştır.[22] Hz. Peygamber’in hicretten sonra muhacirleri bir plan dâhilinde Medine’de iskân edip onlara mescit yerleri tahsis ettiği muhtelif kayıtlardan anlaşılmaktadır.[23] Hz. Peygamber zamanında, Medine’de Mescid-i Nebevî dışında dokuz mescit bulunuyordu. Müslümanlar, Cuma namazını Mescid-i Nebevî’de, vakit namazlarını ise diğer mescitlerde kılabiliyorlardı. Bütün mescitlerde vakit namazlarına, Bilâl-i Habeşî’nin ezanıyla başlanıyordu.[24] Mescid-i Nebevî’nin, hicretten 6, 7, 8 veya 9 ay sonra bitirildiğine dair rivâyetler dikkate alınırsa, Müslümanların o zamana kadar cemaatle kılınan namazları uygun mescit ve namazgâhlarda[25] kıldıkları söylenebilir. Hz. Peygamber Mescid-i Nebevî’nin inşasından önce, “mirbed” denilen ağılların ve harmanların temiz bölümlerinde de namaz kılmıştır.[26] Hz. Peygamber İslâm’ı kabul edenlerin sayısı artınca Medine’nin çeşitli mahallelerinde yeni mescitler yapılmasını emretti. Kısa bir sürede Medine ve çevresinde birçok mescidin yapıldığı kaydedilmiştir. Buhârî, Hz. Peygamber zamanında mescitlerin kabilelere nisbet edildiğini ve bunun câiz olduğunu göstermek için el-Câmi’ü’s-Sahîh’te “Falanoğulları mescidi denir mi?” adıyla bir başlık açmıştır.[27] Buhârî’nin bir rivâyetinden, Medine’ye oldukça uzak yerlerde yaşayan kabilelerin yurtlarında bile mescitlerin inşa edildiği anlaşılmaktadır.[28] Mescid-i Nebevî’den sonra içerisinde Cuma namazı kılınan ilk mescit, Benî Abdilkays yurdundaki Cüvâsâ جُوَاثَى Mescidi’dir.[29]-İslâm coğrafyacılarına göre aynı isimle anılan adaları da kapsayan Arabistan’da coğrâfî bir bölgenin ismi olan- Bahreyn’in Hacer[30] mıntıkası içinde kalan ve Hz. Peygamber devrinde surlu bir şehir olan Cüvâsâ,[31] Arap Yarımadası’nın doğusunda; bugünkü Riyad ve Zahrân arasındadır ve Bahreyne yakındır. Medine-Cüvâsâ arası kuş uçuşu 1012 km kadardır. Cüvâsâ ve Yeniden İnşasından Önce ve Sonra Cüvâsâ Mescidi[32] İslâm medeniyet tarihinde İslâm şehirlerinde inşa edilen câmiler iki çeşittir 1- Bir şehirdeki bütün Müslümanların, Cuma ve bayram namazlarını kıldıkları şehrin en büyük câmisi İslâm Medeniyeti’nde Cuma camilerinin temel üç işlevi olduğu görülür 1- Cuma ve bayram namazlarının kılınması, 2- Eğitim-öğretim faaliyetlerinin yapılması İslâm Medeniyeti’nde Cuma camileri, bulundukları şehirlerin en büyük eğitim-öğretim mekânlarıdır. 3- Bütün şehir ahalisine hizmet verebilen bir istişare meclisi olması. Bu tür camilere, el-mescidü’l-câmi, câmi-i kebîr, cuma camisi ve selâtîn camileri denir. İslâm’da asıl olan Cuma namazının şehirde bir camide kılınmasıdır. –Rivâyetlerin fıkıh açısından değerlendirilmesi bir tarafa- zira Hz. Peygamber Medine’de Cuma namazını hep şehirde, cemaatle ve bir camide kıldırmıştır. Beyhakî, Hz. Peygamber’den kimseye ne Medine’deki mescitlerde ne de Medine’nin çevresindeki köylerde Cuma namazı kılmasına izin verdiğine dair bir şey nakledilmediğini belirtir. Hz. Ömer hilafeti döneminde, Ebû Musa el-Eş’arî Amr b. Âs ve Sa’d b. Ebî Vakkâs’a Cuma namazını tek bir camide kılınmasına dair yazı yazmıştır. İbn Ömer “Cuma, yalnızca en büyük camide kılınır” demiştir. Cuma namazının şehirde tek bir camide kılınması hicrî 3. yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir. Cuma namazını şehirde tek bir camide kılmayı terk etmenin, Abbâsî halifelerinin suikasta maruz kalma ve Bağdad’ın Dicle’nin iki yakasında çok büyümesi gibi nedenlere dayandığı zikredilir. Halîfeler saray müştemilatı içinde bulunan camide namaz kılmaya başlamalarına rağmen ahali şehirde tek bir camide Cuma namazını kılmaya devam etmiştir. Bir şehirde ikinci bir camide Cuma namazı kılınması Bağdad’ın Dicle’nin iki yakasında çok büyümesi gibi zorunlu bir gerekçe ve bu gerekçenin fakîhler tarafından kabul edilip ikinci bir Cuma camisine ihtiyaç olduğuna dair fetva vermeleri ile oluyordu. Şeâir-i İslâmiyye’den olan cumanın tek bir camide kılınmasının ibadetin tesirini ve Müslümanların birliğini sağlamak gibi maksatları bulunmaktadır. İslâm şehirleri Cuma camilerine göre şekillenmiştir. İslâm hukukçularına göre, halîfenin gö­revlendireceği emîr, vezîr veya kâdılar, büyük câmilerin idaresiyle ilgilenirler. Bunlar, beş vakit, cuma, bayram, küsûf güneş tutulması, husuf ay tutulması veya istiska yağmur duası namazlarını kıldıracak imâmları tayin eder. Halîfe veya yetki verdiği kişilerin, büyük câmîlerin imamlarını tayin etmesi bir zorunluluk için değil, daha güzel olduğu içindir. Böylece halkın genel çıkarları, halîfenin gözetiminde gerçekleşmiş olur. Bazı İslâm hukukçularına göre ise büyük câmiler ve cuma namazları için imâm atamalarının bizzat halîfe veya yetki verdiği kişiler tarafında yapılması şarttır. Büyük câmilere imâm atanmasına dair şartlar fıkıh kitaplarında, -siyaset ve ahlâk nazariyecisi Şâfiî fakihi- Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed b. Habîb el-Basrî el-Mâverdî’nin 364-450/974-75-1058 el-Ahkâmü’s-Sultâniyye’si الأحكام السلطانية gibi eserlerde ve konuyla ilgili diğer kitaplarda açıklanmıştır. İlk halîfeler bu göreve başkasını tayin etmez, kendileri yerine getirirdi. Hz. Ömer ve Hz. Ali gibi bazı halîfelerin namaz sırasında şehit edilmesi, bu halîfelerin namaz vakitlerini dört gözle beklemeleri ve büyük ihtimâm göstermeleri, on­ların nasıl bu işi doğrudan üstlendiklerine ve başkalarını vekil tayin etmediklerine tanık­lık etmektedir. Emevî halîfeleri de bu görevi bizzat kendileri yerine getirir ve buna büyük önem verirdi. 2- Belirli bir topluluğa ve mahalleye ait câmiler Bu câmiler, cuma ve bayram namazları için değil ulu camilere uzak yerlerdeki şehir ahalisinin vakit namazları, eğitim-öğretim ve bazı meşrû sosyal faaliyetler için inşa edilirler. Böyle câmilerle, halîfenin veya onun görevlendirdiği şahıslar yerine o câmilerden istifade eden ahali ilgilenir.[33] Cami ve Toplum Hayatı Câmilerde nelerin yapılmasının meşru veya gayr-ı meşrû, kimlerin camiye girip giremeyecekleri, câmi adabı gibi meseleler fıkıh ilminin konusudur. İslâm topraklarında gelişen harikulade ilmî/edebî faaliyetin başlangıç noktası ve merkezi -asıl işlevi bir mabet olan- camiydi/mescitti. İnsanlar orada yalnızca ibadet amacıyla toplanmıyor; resmi duyurular camide yapılıyor, hukuki davalar orada görülüyor ve en dikkat çekeni ilmî hayatın her yönü camide geliştiriliyordu. Eğitim-öğretim ve cami Hz. Peygamber bir gün Mescid-i Nebevî’ye girdiğinde, cemaatin bir kısmı­nın dua ve zikirle, diğer bir kısmının ise ilimle meşgul olduklarını gördü. “Ben muallim ola­rak gönderildim” وَإِنَّمَا بُعِثْتُ مُعَلِّماً buyurdu ve ilimle meşgul olanların yanına oturdu. Bu ve benzeri Hz. Peygamber’in söz ve uygulamaları, Asr-ı Saâdet’te mescidin eğitim ve öğretim alanındaki işlevini göstermeye yeterlidir. Hatîb el-Bağdâdî, el-Fakıh ve’l-Mütefakkih adlı eserinde ilim meclisinin zikir meclisine üstünlüğü hakkında bir bahis açarak bu­na dair rivâyetleri sıralar. İslâm’da ilk eğitim ve öğretim faali­yetleri Mekke döneminde Dârülerkam’da başlamış, Medine’de Mescid-i Nebevî’nin inşasından sonra buna hız verilmiştir. Mescitteki öğretim faaliyetleri “meclis” kelimesiyle ifade edilir. Hz. Pey­gamber’in Mescid-i Nebevî’deki dersle­rine “meclisü’l-ilm” denilmiştir ki bu ilk asırda hadis derslerini ifade ediyordu. Bu meclislerde Hz. Peygamber’in etra­fında iç içe daire şeklinde oturan dinle­yici grubuna “halka” denilmiştir. Halkalara ders vermede bazı sahabe de kendisine yardımcı olmuş­tur. Ubâde b. Sâmit bunlardan biriydi ve Mescitte Kur’ân-ı Kerîm ve okuma yazma öğretiyordu. Mescitte barınan ve sayıları bazen 400’e kadar çıkan Ashab-ı Suffe, vakitlerinin büyük bir kısmını öğrenimle geçiriyordu. İçlerin­den bir kısmı sırf bunun için ticaret, zanaat ve tarım gibi işlerden çekilmiştir. Mescitte eğitim ve öğretim sadece erkeklere münhasır değildi; kadınlar için de Mescid-i Nebevî’de ayrı bir gün tahsis edilmişti. Devlet müessesesi olarak cami İslâm Dini’nin tebliğcisi olduğu gi­bi İslâm Devleti’nin başkanı da olan Hz. Peygamber’in evi mescide bitişik bulu­nuyordu ve cami ile evini dinî ve idarî münasebetler yönünden âdeta bütünleştirmişti. İslâm açısından din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmazlığının bir ifadesi olan Hz. Peygamber’in bu uygulaması, daha sonraki dönemlerde de uzun bir süre devam etti. “Dârülimâre” denilen hükümet konakları cami yanın­da inşa ediliyordu. Hz. Peygamber’in devlet yönetimiyle ilgili meseleleri mescitte görüşüp ka­rarlar alması ve orada bu kararları hal­ka duyurması sünneti kendisinden son­ra devam etmiş, devlete ait idare bina­ları yapıldığında da bu âdet sürmüştür. Halifeler başşehrin merkez camisinde imamet görevini yerine getiriyor ve ida­rede minberden büyük ölçüde faydala­nıyorlardı. Minber başlangıçta merkezî idarenin bir sembolü idi ve sadece Mescid-i Nebevî’de bulunmasına izin veril­mişti. Hz. Peygamber diplomatik görüşme­leri de mescitte yapar, yabancı elçileri en güzel elbiselerini giyerek burada ka­bul ederdi. Onun elçileri kabul ettiği yer halen “Üstüvânetü’l-vüfûd” sefirler/elçiler sütunu olarak bilinmektedir. Kamu yönetiminde cami Ca­miler ilk dönemden itibaren idarecilerin halkla bir araya geldiği yerlerdi. Asr-ı Saâdet’te her türlü istek ve meseleler burada dile getiriliyordu. Müslümanlar Hz. Peygamber’e ilk halifelere ve diğer idarecilere namaz öncesinde ve sonra­sında talep ve şikâyetlerini kolayca iletebiliyorlardı. Bir vali hakkında merkeze şikâyet ulaştığında müfettiş­ler camileri gezerek tahkikat yaparlardı. Mukaddes kitaplar içinde devlet bütçesi ve harcamaları ile ilgili hükümler ihtiva eden tek kitap olan Kur’ân-ı Kerîm’in bu iktisadî hükümleri Asr-ı Saâdet’te camide yürütülürdü. Hz. Peygamber’in iktisadî hayata dair söz ve uygulamaları hadis kitaplarında büyük bir yer tutar. Zekâtın tahsili ve dağıtımına bizzat nezaret eden Hz. Peygamber mescitte toplanan mal­ları gerekli yerlere ve ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı. Bu gelenek Hulefâ-yi Râşidîn döneminde de bir süre devam etti. Hz. Peygamber devrinde Mescid-i Nebevî’ye bitişik “meşrebe”, “gurfe” veya “hizâne” adlarıyla anılan bir oda beytülmâl ola­rak kullanılıyordu. İdarenin cami ile olan ilgisinden dolayı başlangıçta beytülmâl genellikle camiye biti­şikti, hatta bazen caminin içinde yer alır­dı. Adalet hizmetlerinde cami İslâmiyet’in kendine has hukuk sistemi mescitlerdeki ders halkalarında talim edilmiştir. Ashab-ı kirâm hukukî konu­ları mescitlerde müzakere ederdi. Hatîb el-Bağdâdî’nin el-Fakih ve’l-Mütefakkih’inde konu başlıklarından biri de “Mescitlerde Fıkıh Tedrisinin Fazileti” adını ta­şır. Hz. Peygamber’in minberi dinî ahkâmın öğretildiği, yanlış hukukî uygulamaların düzeltildiği bir yerdi. Asr-ı Saâdet’te mescit yargı faaliyetlerinin yürütüldüğü bir me­kân olarak hukuka hizmet etmiştir. Bazı âlimler, “Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvardan mescide tırmanmışlardı”[34] mealindeki âyeti, mescitlerde yargı faaliyette bulunulabileceğine delil göstermişlerdir. Hz. Peygamber’in “Benim şu minberimin dibinde kim yalan yere yemin eder­se cehennemdeki yerine hazırlansın” mealindeki hadîsi, da­valara Mescid-i Nebevî’nin minberi ya­nında bakıldığını göstermektedir. Askerî amaçlar ve cami Kur’ân-ı Kerîm’de cihatla ilgili âyetlerin sayısı oldukça fazladır. Bunların devam­lı olarak namazlarda okunması, Müslümanları düşmanla mücadeleye hazır tu­tardı. Kendisinden önceki birçok pey­gamber gibi Hz. Peygamber’in bir vasfı da ordu komutanı olmasıdır. Bu ba­kımdan Asr-ı Saâdet’te mescit askeri bir karargâh, bir nevi askeri şûra mecli­si ve askerî hastane olarak da görev yapmıştır. Hz. Peygamber savaştan önce ashabıyla istişare eder ve aksine bir va­hiy gelmedikçe onların fikirlerine uyar­dı. Hatta Ebû Hureyre Hz. Peygamber’den daha çok ashabıyla istişare eden kimse görmediğini bildirmiştir مَا رَأَيْتُ أَحَدًا كَانَ أَكْثَرَ مُشَاوَرَةً لأَصْحَابِهِ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم. Uhud Gazvesi öncesinde Mescid-i Nebevî’de böyle bir toplantı yapılmış, ço­ğunluğun fikri düşmanla şehir dışında karşılaşmak yönünde olduğu için buna uyulmuştur. Rasûl-i Ekrem cuma na­mazını kıldırdıktan sonra onları cihada teşvik etmiş ve sabrettikleri takdirde zafer kazanacaklarını bildirmiştir. Hz. Peygamber savaş kararlarını ge­nellikle mescitte verir ve bunu minber­den ilân ederdi; açılan deftere gönüllülerin adlarını yazdırmalarını isterdi. Se­fer halinde orduyu donatmak üzere halkı yardıma çağırırdı. Bir seriyye göndere­ceği zaman komutanına mescitte ta­limat verirdi. Nitekim Abdullah b. Cahş’ı Nahle’ye gönderdiğinde onu gizli bir ya­zılı talimatla Mescid-i Nebevî’den uğurlamıştır. Orduyu bizzat idare edeceği zaman mescitte iki rekât namaz kılar, zırhını giyerek dışarı çıkar ve ka­pıya getirilen atına binip seferi başlatır­dı. Komutanlar sefer dönüşünde mes­citte bilgi verirlerdi. Mescitler sefer esnasında ordunun maneviyatının zinde tutulduğu, gere­ken talimatın ve taktiğin verildiği mekânlar olmuştur. Hz. Peygamber askerî seferler sırasında geçtiği bölgelerde ve savaş alanlarının uygun yerlerinde mescitler edinmiştir. Bedir, Hendek ve Tebûk gazvelerinde bunların örnekle­ri görülmektedir. Tebûk Seferi sıra­sında ordunun konakladığı yirmi yerde mescit yapılmıştır.[35] Bu mescitler mimari açıdan mütevazı olmakla beraber fonksiyonları bakımından önem­li yapılardı. Mescitler hastane olarak da kulla­nılmıştır. Hendek Gazvesi’nde yarala­nan Sa’d b. Muâz için Mescid-i Nebevî’de bir çadır kurulmuştu. Bazen sa­vaş esirleri geçici olarak mescitlerde tutulmuştur. Ancak bununla esirlerin İslâmiyet’i kabul etmesi amaçlanmış ve bunda genellikle başarıya ulaşılmış­tır.[36] [1] İbn Haldûn, I,372. [2] el-Bakara 2/34. [3] Nesâî, “et-Tatbîk”, 12/1125. Dünya kelamı olmadıkça secdede dua yapılabilir. Mervî dualar daha faziletlidir. [4] قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَلَاةُ الرَّجُلِ فِي بَيْتِهِ بِصَلَاةٍ وَصَلَاتُهُ فِي مَسْجِدِ الْقَبَائِلِ بِخَمْسٍ وَعِشْرِينَ صَلَاةً وَصَلَاتُهُ فِي الْمَسْجِدِ الَّذِي يُجَمَّعُ فِيهِ بِخَمْسِ مِائَةِ صَلَاةٍ وَصَلَاتُهُ فِي الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى بِخَمْسِينَ أَلْفِ صَلَاةٍ وَصَلَاتُهُ فِي مَسْجِدِي بِخَمْسِينَ أَلْفِ صَلَاةٍ وَصَلَاةٌ فِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ بِمِائَةِ أَلْفِ صَلَاةٍ İbn Mâce, “Kitâbu İkâmeti’s-Salti ve’s-Sünneti fîhâ”, hadîs no 1403 بَابُ مَا جَاءَ فِي الصَّلَاةِ فِي الْمَسْجِدِ الْجَامِعِ. [5] الصَّلَاةُ فِي الْمَسْجِدِ الْجَامِعِ تَعْدِلُ الْفَرِيضَةَ حَجَّةً مَبْرُورَةً، وَالنَّافِلَةَ كَحَجَّةٍ مُتَقَبَّلَةٍ، وَفُضِّلَتِ الصَّلَاةُ فِي الْمَسْجِدِ الْجَامِعِ عَلَى مَا سِوَاهُ مِنَ الْمَسَاجِدِ بِخَمْسِمائةِ صَلَاةٍ. Taberânî v. 360, el-Mu’cemü’l-Evsat, Dârü’l-Haremeyn neşri, el-Kahire, I,61. [6] İbn Sa’d, III,242; İbn Abdilber, el-İstî’âb, I,108; Diyârbekrî, I,293. [7] İbn Sa’d, III,250; İbn Abdilber, el-İstî’âb, II,476-481; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, IV,139; İbn Hacer, el-İsâbe, II,512-513; M. Fayda, “Ammâr b. Yâsir”, DİA, III,75-76. [8] İbn İshâk, s. 218. [9] İbn Hişâm, I,367. [10] M. Hamidullah, İslâm Müesselerine Giriş, s. 51-57. [11] İbn Sa’d, I,239. [12] Semhûdî, I,250. [13] Şâmî, V,471. [14] Zürkânî 1996 n., II,154-155. [15] Bu bilgi, Yunus b. Bükeyr eş-Şeybanî’nin Ziyadâtü’l-Megâzî’de Hakem b. Uteybe’den yaptığı nakilde ve İbn Hişâm’da yer alır. Bkz. es-Sîre, II,143; Süheylî, IV,162-163; Semhûdî, I,250. [16] Süheylî, IV,155. [17] Semhûdî, I,250. [18] Müslümanlığın ilk döneminde Kudüs’e Beytülmakdis de denilirdi. Bkz. Ö. F. Harman, “Kudüs”, DİA, XXVI,324. [19] Vâkıdî, I,304. Daha fazla bilgi için bkz. Tecrîd Tercemesi, IV,209-213. [20] A. Önkal – N. Bozkurt, “Câmi”, DİA, VII,47. [21] Semhûdî, I,256; İbn Kesîr, II,299. [22] Tecrîd Tercemesi, II,372-373. [23] Bkz. İbn Sa’d, I,333; III,126,139; Makrizî Katar n., I,50. [24] Belâzürî. Ensâb, I,323; Süheylî, VII,404. [25] Ayrıca hicrî 2. yılın olaylarından “Hz. Peygamber Devrinde Namazgâhlar” başlığına bkz. [26] Buhârî, “es-Salâ”, 49. [27] Buhârî, “es-Salâ”, 41. [28] Buhârî, “el-Cum’a”, 11. [29] Buhârî, “el-Cum’a”, 11; M. Hamidullah, Muhtasar Hadîs Tarihi Ve Sahife-i Hemmâm İbn Münebbih, çev. Kemal Kuşçu, İstanbul 1967, s. 23. Cüvâsâ Mescidi’nin günümüze ulaşan kalıntıları esas alınarak 1430/2008’de yeniden inşa edilmiştir. [30] وهجر بفتح أوله وثانيه مدينة البحرين وهي معرفة لا تدخلها الألف واللام سميت بهجر بنت مكنف من العماليق. Bkz. el-Himyerî, er-Ravdu’l-Mu’târ, s. 411. [31] جُواثي حصن لعبد القيس بأرض هَجَر. Bkz. Ebü’l-Kâsım Mahmûd b. Ömer b. Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî 467-538/1075-1144, Kitâbü’l-Cibâl ve’l-Emkine Ve’l-Miyâh, Leiden 1855, s. 38. [32] Cüvâsâ Mescidi’nin günümüze ulaşan kalıntıları esas alınarak 1430/2008’de yeniden inşa edilmiştir. [33] İbn Haldûn, I,230-232. [34] Sâd 38/21. [35] Samhudî, eserinde, bu mescitleri tek tek kaydedip yerleri haklarında bilgi vermiştir. Bkz. Vefâü’l-Vefâ, III,1029-1031. [36] A. Önkal - N. Bozkurt, “Câmi”, DİA, VII, 49-53’den bazı tasarruflarla. Hz. Peygamber devrindeki mescitler için bkz. Tecrîd Tercemesi, II,371,438-439; Ahmed Güner, “Asr-ı Saâdet’te Câmiler/Mescitler ve Fonksiyonları”, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saâdet, Vecdi Akyüz ed., İstanbul 1994, IV,169,208,212. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem Medîne’yi teşrif ettiklerinde ilk iş olarak Eshâbını yetiştirecek, cemâatla namaz kılacak bir mescidin yapılmasını arzu ediyorlardı. Bu sırada Cebrâil aleyhisselâm gelip; “Yâ Resûlallah! Allahü teâlâ sana, kendisi için taştan ve kerpiçten bir beyt mescid yapmanı emrediyor” dedi. Habîb-i ekrem efendimiz, hemen devesi Kusvâ’nın Medîne’ye geldiklerinde çöktüğü yeri sahiplerinden satın almak istediler. Sahipleri; “Yâ Resûlallah! Biz, onun bedelini ancak cenâb-ı Hak’tan bekleriz. Orayı size, Allah rızâsı için hediye ederiz” diyerek bağışlamayı çok arzu ettiler. Buna rağmen Efendimiz kabul buyurmayıp, fazlasıyla ücretini ödediler. Bir taraftan arsanın tesviyesi yapılıp düzeltilirken, diğer yandan kerpiçler kesiliyor ve taşlar çekiliyordu. Nihâyet her hazırlık yapıldıktan sonra temel atılmak üzere toplanıldı. Temele ilk taşı, Muhammed Mustafâ sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz, Mübârek elleriyle koydular. Sonra sıra ile; “Ebû Bekr, taşını, benim, taşımın yanına koysun! Ömer, taşını Ebû Bekr’in taşının yanına koysun! Osman, taşını, Ömer’in taşının yanına koysun! Ali, taşını Osman’ın taşının yanına koysun” buyurdular. Emirleri yerine geldikten sonra oradaki Eshâb-ı kirâmına; “Siz de taşlarınızı koyunuz” buyurdular. Onlar da koymaya başladılar. Mescidin yapılmasında, başta sevgili Peygamberimiz olmak üzere bütün Eshâb-ı kirâm durmadan dinlenmeden çalıştılar. Mübârek sırtlarında taş ve kerpiç taşıdılar. Taş ile temeli bir buçuk metre yükseltip, üzerini kerpiçle ördüler. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz bir gün, kerpiç yüklenmiş götürüyordu. Eshâbından biri huzûr-ı şerifine varıp, fevkalâde bir edeble; “Yâ Resûlallah! Kerpici benim taşımama müsaade eder misiniz?” dedi. Hâtem-ül-enbiyâ efendimiz, ona, daha büyük bir nezâketle, kendisinin sevâb kazanmaya daha çok muhtaç olduğunu bildirip kerpici vermediler. Onun da gidip taş getirmesini tavsiye buyurdular. Mescid-i Nebî’nin inşâsında en çok çalışanlardan biri de Resûlullah efendimizdi. En ağır kayaları yüklenerek, mübârek göğüsleri darala darala ustaların yanına götürürlerdi. Bu taşları ve kerpiçleri taşırken yapılan işin kıymetini, kavuşulacak nîmetleri müjdeleyerek Eshâbını gayrete getirirdi. Efendimizin bu gayretini gören müslümanlar, büyük bir aşkla çalışıyorlardı. Hattâ Ammâr bin Yâser, herkes birer kerpiç taşırken, o; birini Peygamber efendimiz, birini de kendisi için olmak üzere iki kerpiç götürürdü. Bu hâli Resûlullah efendimiz gördüklerinde, yanına vardılar. Mübârek elleri ile Hazreti Ammâr’ın arkasını sığayıp; “Ey Sümeyye’nin oğlu! Senin iki, başkalarının bir ecri var” buyurdular. Mescidin duvarları kısa zamanda bitirildi ve üzeri örtüldü. Ayrıca mescide bitişik, Resûlullah efendimiz için kerpiçten iki oda yapıldı. Bunların üzerleri de hurma kütüğü ve dalları ile örtüldü. Bu odalar zamanla dokuza kadar çoğaltıldı. Mescidin inşâsı bittikten sonra. Peygamber efendimiz, Hazreti Hâlid bin Zeyd’in evinden, kendisi için yapılan eve taşındılar. İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 239 En Çok Okunan Yazılar Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler Peygamber Efendimiz Medine’de Toplumsal Barış Ortamını Sağlamak İçin Hangi Çalışmaları Yapmıştır?Peygamber Efendimiz Medine’de Toplumsal Barış Ortamını Sağlamak İçin Hangi Çalışmaları Yapmıştır? Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitabı ödev sorunun cevabını okuyabilirsiniz.“Peygamber Efendimiz Medine’de Toplumsal Barış Ortamını Sağlamak İçin Hangi Çalışmaları Yapmıştır?” sorusunun cevabını kısaca maddler halinde edenlerle, Medineliler arasında kardeşlik ilan bütün etnik ve inanç gruplarını kapsayan “Medine Sözleşmesi” ile şehrin tümünde geçerli olan barışı Medine’de Evs ve Hazrec arasındaki 120 yıllık savaşı da kalıcı bir kardeşliğe arasında selamın yayılmasını, fakirin gözetilmesini, akraba ziyaretini ve gece kalkıp namaz kılınmasını isteyen peygamberimiz, bunları yapanları cennetle müjdeledi. 1 Buraya kimsesiz ve fakir öğrencileri yerleştirmiş, eğitim-öğretim görmelerini sağlamıştır. Bu kişiler gündüzleri Mescid-i Nebide Peygamberimizden ders görmüş, dinleneceklerinde ise bu Suffe denilen yerde istirahat etmişlerdir. Burada yetişen öğrenciler, öğretmen olarak 20, 2019İçindekiler1 Mescid-i Nebi’nin Peygamberimiz döneminde ne gibi sosyal işlevleri vardır kısaca?2 Mescid-i Nebi nerededir işlevleri nelerdir?3 Mescidi Nebevî ne amaçla kullanılır?4 Mescid-i Nebevi hangi ülkededir?5 Mescid-i Nebevi hangi şehirde?6 Mescidi nebinin Müslümanlar için önemi nedir?7 Mescidi nebinin yanına inşa edilen nedir?Mescid-i Nebi’nin Peygamberimiz döneminde ne gibi sosyal işlevleri vardır kısaca?Toplumdaki kişiler İslamiyet'i burada kabul ederlerdi. Mescid-i Nebi'de peygamber halkla birlikte buluşur ve kararlar alırdı ve alınan kararlar aynı zamanda uygulanırdı. Peygamber halka imamlık ederek birlikte namaz kılardı. Birlik ve beraberlik Nebi nerededir işlevleri nelerdir?622 senesinde Müslümanların Mekke'den Medine'ye göç etmesi ile beraber, bölgede inşa edilen mescid, Mescidi Nebi olarak bilinir. Şu an bu mescid Medine'de yer almaktadır. Zemini çakıl, duvarları hasır ve çatısı hurma dallarından yapılmış bir yapı olarak öne Nebevî ne amaçla kullanılır?1- Medine'de bulunmaktadır ve İslam Devleti'nin idare merkezidir. 2- Nikah, zekat dağıtımı, önemli toplantılar ve istişareler mescidde yapılırdı. 3- Mescid-i Nebi İslam Devleti'nin muhtarlığı, belediye başkanlığı, karargahı ve Nebevi hangi ülkededir?Mescid-i NebevîMescid-i Nebevî المسجد النبويYerMedine, Medine Bölgesi, Suudi ArabistanKoordinatlar24°28′06″K 39°36′39″DİnançİslamAçılış623Mescid-i Nebevi hangi şehirde?Nebevi sözcüğünün anlamı peygambere ait olmak demektir. Bu sebeple Mescid-i Nebevi aynı zamanda Peygamber Mescidi olarak da anılmaktadır. Bu mescit, Hz. Muhammed ve arkadaşları tarafından Medine'de nebinin Müslümanlar için önemi nedir?Mescid-i Nebevi Hazreti Peygamber tarafından inşa edilmiş bir mescit olmasının yanında İslam alemi için önemli olmasının ve ziyaret edilmesinin nedenleri arasında Hazreti Peygamberin ve Hazreti Ömer ve Hazreti Ebubekir'in kabirlerinin de Mescid-i Nebevi'de nebinin yanına inşa edilen nedir?Peygamber'den SAV bir şeyler öğrenmek isteyen Müslümanların barınması için bir bölüm yer alıyordu. Bu bölüm İslam Tarihi'ne “Suffe” olarak geçmiştir. 5. Sınıf Sosyal Bilgiler Sümerlerin insanlık tarihine katkıları nelerdir? konusunu kısaca ve uzun ele insanlık tarihine katkıları nelerdir? konusu hakkında kısa bir yazı;Cevap Sümerliler milattan önce 3500 yıllarında Mezopotamya da yaşam sürmüşlerdir insanlık tarihine en önemli katkıları yazıyı bulmaları olmuştur. Daha sonrada ilk yazılı hukuk kurallarını insanlık tarihine katkıları nelerdir? konusu hakkında uzun bir yazı;Cevap Sümerliler milattan önce 3500 yıllarında Mezopotamya da yaşam sürmüşlerdir insanlık tarihine yaptığı katkılar ;Yazıyı bulmaları, Tekerlek, Ay takvimi, Çömlekçi çarkı, Üçgenin iç açılarını ve İlk yazılı hukuk kurallarını yazmışlardır. Sümerliler ilk Anadolu uygarlığı olarak tarihte bilinirler.Sümerliler MÖ 4000-2000 Sümerlerin insanlık tarihine katkıları nelerdir?Konusu Hakkında Soru Sormak İster Misiniz ? Yorum ve Düşüncelerinizin Bizim İçin Ne Kadar Değerli Olduğunu Biliyor Musunuz ? Destek ve Yorumlarınız için Tıklayınız...

peygamber efendimiz zamanında mescid i nebi nin işlevleri nelerdir