🦓 Elif Lam Ra Kitabun Enzelna
30 Siteman Cancer Center, 660 South Euclid Ave, St. Louis, MO 63110, USA. 31 Department of Human Genetics, University of Michigan, 1241 Catherine Street, Ann Arbor, MI 48109, USA. 32 Molecular Epidemiology, Leiden University Medical Center, Leiden 2300RA, The Netherlands. 33 Baylor College of Medicine, 1 Baylor Plaza, Houston, TX 77030, USA.
BakaraSuresinin Faziletinin anlamı aşağıdaki gibidir; Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla. 1- Elif, Lâm, Mîm. 2- İşte bu, kendisinde şüphe olmayan, müttakîler için de hidâyet olan bir Kitaptır. 3- Onlar ki, gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infâk ederler.
Elif Lam, Ra. (Bu kitab) Hikmet sahibi ve (her şeyden) haberdar olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir kitaptır. (Mekke’de nazil olmuştur ve 123 ayettir. 50–60. ayetlerde Arabistan halkına gönderilmiş peygamberlerden biri olan Hûd’un (a.s) hayatından bahsedildiği
Elif Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim.
Elif Lam, Ra. (Bu,) Ayetleri muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından birer birer (bölüm bölüm) açıklanmış bir Kitap'tır (ki: Ali Fikri Yavuz : Elif, Lâm, Râ. Bu bir kitabdır ki, âyetleri, en sağlam bir nazımla (söz dizisi ile) kuvvetlendirilmiştir.
Hemophilia B is an X-linked inherited disease, mainly caused by deficiency of factor IX. Severity of the disease is manifested by the factor IX deficiency in the blood. Chetan Yadav, Diva Sharma, Neeraj Suri and Meenesh Juvekar. The Egyptian Journal of Otolaryngology 2022 38 :85. Case Report Published on: 15 July 2022.
lYyA5J. Elif, Lâm, Râ. Bu Kur’an, hüküm ve hikmet sahibi ve herşeyden haberdar olan Allah tarafından, âyetleri sağlam kılınmış ve sonra geniş olarak açıklanmış bir kitaptır. Hud süresi 1. ayet TABERİ TEFSİRİ Bu Kur’an, kullarının işlerini çevirmede hikmet sahibi olan ve onların menfaatlerini çok iyi bilen Allah tarafından, âyetleri her türlü bâtıl ve bozuk şeylere kanştınlmaktan korunup sağlam kılınmış ve hükümleri açıklanmış bir kitaptır. Bu kitapta, helal, haram, emir ve yasak bellidir. Taberi, “Âyetleri sağlam kılınmış” ifadesinin müfessirler tarafından iki şekilde izah edildiği söylemiştir a- Bu Kur’anın âyetleri, bir kısım emir ve yasaklarla sağlam kılınmış sonra bu emir ve -yasakların, yerine getirilip getirilmemesiyle sevap veya cezanın kazanılacağı beyan edilmiştir. b- Âyetleri bâtıla karşi sağlamlaştırılmış sonra onlarla haram ve helal açıklanmıştır. Taberinin kendisi de bu görüşü tercih etmiştir. BESAİRU’L KUR’AN Huruf-ı mukatta âyetinden sonra Rabbimiz buyurur ki, Hakîm ve Habîr olan, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah’tan gelme bir kitap ki, bir yasa ki, bir ferman ki, bir hayat programı ki, bir yazgı ki onun âyetleri tahkim edilmiş, sağlamlaştırılmıştır. Bu Allah âyetleri bir yasa olarak, bir kader olarak tüm zamanları, tüm mekânları ve tüm insanlığı kapsamaktadır. Bu Allah âyetlerinin karşısına hiçbir gücün çıkabilmesi, hiç kimsenin onları nakzetmesi, ilga etmesi, değiştirmesi mümkün değildir. Kıyâmete kadar kimsenin o âyetlerle savaşması ve galip gelmesi mümkün değildir. Kıyâmete kadar hiçbir gücün bu âyetlere karşı galip gelmesi mümkün değildir. Kıyâmete kadar hiç kimsenin, hiç bir gücün bu kitabın âyetlerinden daha güzelini ortaya koyması mümkün değildir. Evet muhkem bir kitabın âyetleridir bu âyetler. Semavat gibi, yıldızlar gibi tahkim edilmiş, sağlamlaştırılmış, bozulmaktan, tahrifattan korunmuş, insanlar tarafından yıkılamayacak muhkem varlıklar gibi tahkim edilmiş sağlamlaştırılmıştır. Hiç kimse ona müdahale edemez. Hiç kimse onu iptal edemez. Hiç kimse onun âyetlerini kaldıramaz. Hiç kimse onun yasalarını iptal edecek, ondan daha muhkem, ondan daha güzel bir yasa koyamaz. Böyle Allah tarafından tahkim edilmiş, sağlamlaştırılmış, kalpte olan kabulde olan, Levh-i Mahfuz’dan dünyaya yansıyan bir kitabın âyetleridir bunlar. Hayata hakim olan, hayata hükmeden, hayatın tümünde söz sahibi olan bir kitabın âyetleridir bunlar. Zira Kur’an hangi konuda ne diyorsa bu değişmeyen bir yasadır. İyi kötü konusunda, hayır şer konusunda, hak bâtıl konusunda, adâlet zulüm konusunda, iman küfür konusunda, cennet cehennem konusunda, hayat ölüm konusunda tek hakim, tek kıstas bu kitaptır. Sonra, bu tahkiminden sonra da âyetleri tevsir edilmiş, açıklanmış, herkesin anlayabileceği, herkesin uygulayabileceği, her kesin kendisiyle yol bulabileceği, herkesin kendisiyle hayatını düzenleyebileceği açık bir hale getirilmiştir Hakîm ve Habîr olan Allah tarafından. Veya fâsılalı fâsılalı bir şekilde, bölüm-bölüm, sûre-sûre, âyet-âyet hükümleri beyan edilmiştir. Hükümler, kıssalar, âyetler detaylı olarak anlatılmış, her şey ne eksiği ne de fazlalığı olmadan tastamam ortaya konmuştur. Gerçekten Hakîm olan, hikmet sahibi olan, hayata hakim olan, hayata hükmeden, her şeyi bilen, en iyi hüküm veren, her şeyin sahibi olan Allah tarafından gönderilmiştir bu kitap.
Elif Lam Mim Ra ile başlayan süreler 2-BAKARA 1- Elif, Lâm, Mîm. 2- İşte o kitap, bunda şüphe yok, müttakiler kötülükten korunacaklar için hidayettir. 3-AL-İ İMRAN 1- Elif, Lâm Mîm, 2- Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, hayy ve kayyûmdur. 7-ARAF 1- Elif, lâm, mîm, sâd. 2- Bu, sana indirilen bir Kitab'tır. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın. 10-YUNUS 1- Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar o hikmetli kitabın âyetleridir. 11-HUD 1- Elif-Lâm-Râ. Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra da herşeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır. 12-YUSUF 1. Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar sana o açık seçik kitabın âyetleridir. 2. Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik. 13-RA'D 1. Elif, Lâm, Mîm, Ra. İşte bunlar sana o kitabın âyetleridir ve sana Rabbinden indirilen haktır. Lâkin insanların çoğu iman etmezler. 14-İBRAHİM 1- Elif, Lâm, Râ. Bu Kur'ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik. 15-HİCR 1- Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetlerdir
15/HİCR-1 Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbi ve kur'ânin mubînmubînin1. Elif Lâm Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimînmuslimîne2. İnkâr edenler, "Keşke müslüman olsaydık" diye çok arzu Zerhum ye'kulû ve yetemetteû ve yulhihimul emelu fe sevfe ya'lemûnya'lemûne3. Bırak onları yesinler içsinler, yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride gerçeği Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ ve lehâ kitâbun ma'lûmma'lûmun4. Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı belli vakti Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste'hırûnyeste'hırune5. Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru inneke le mecnûnmecnûnun6. Dediler ki "Ey kendisine Zikir Kur'an indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!"15/HİCR-7 Lev mâ te'tînâ bil melâiketi in kunte minas sâdıkînsâdıkîne7. "Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!"15/HİCR-8 Mâ nunezzilul melâikete illâ bil hakkı ve mâ kânû izen munzarînmunzarîne8. Biz, melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûnhâfizûne9. Şüphesiz o Zikr'i Kur'an'ı biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette Ve le kad erselnâ min kablike fî şiyaıl evvelînevvelîne10. Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber Ve mâ ye'tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûnyestehziûne11. Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay Kezâlike neslukuhu fî kulûbil mucrimînmucrimîne12. Aynı şekilde onların tutumlarına uygun olarak biz onu suçluların kalbine Lâ yu'minûne bihî ve kad halet sunnetul evvelînevvelîne13. Önceki milletlerin helâkine dair Allah'ın kanunu geçmiş iken onlar buna Kur'an'a Ve lev fetahnâ aleyhim bâben mines semâi fe zallû fîhi ya'rucûnya'rucûne14,15. Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine "Gözlerimiz döndürüldü, biz herhâlde büyülenmiş bir toplumuz" Le kâlû innemâ sukkiret ebsârunâ bel nahnu kavmun meshûrûnmeshûrûne14,15. Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine "Gözlerimiz döndürüldü, biz herhâlde büyülenmiş bir toplumuz" Ve le kad cealnâ fis semâi burûcen ve zeyyennâhâ lin nâzırînnâzırîne16. Andolsun, biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için Ve hafıznâhâ min kulli şeytânin recîmrecîmin17. Onu kovulmuş her şeytandan İllâ menisterakas sem'a fe etbeahu şihâbun mubînmubînun18. Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş takip Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli şey'in mevzûnmevzûnin19. Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü bir biçimde her şeyi Ve cealnâ lekum fîhâ meâyişe ve men lestum lehu bi râzıkînrâzıkîne20. Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana Ve in min şey'in illâ indenâ hazâinuhu ve mâ nunezziluhû illâ bi kaderin ma'lûmma'lûmin21. Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle Ve erselner riyâha levâkıha fe enzelnâ mines semâi mâen fe eskaynâkumûheskaynâkumûhu, ve mâ entum lehu bi hâzinînhâzinîne22. Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûnvârisûne23. Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz her şeye gerçek varisleriz15/HİCR-24 Ve le kad alimnel mustakdimîne minkum ve le kad alimnel muste'hırînmuste'hırîne24. Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları Ve inne rabbeke huve yahşuruhum, innehu hakîmun alîmalîmun25. Şüphesiz senin Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûnmesnûnin26. Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan Vel cânne halaknâhu min kablu min nâris semûmsemûmi27. Cinleri de daha önce dumansız ateşten Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûnmesnûnin28,29. Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidînsâcidîne28,29. Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûnecmaûne30. Bunun üzerine bütün melekler saygı ile İllâ iblîsiblîse, ebâ en yekûne meas sâcidînsâcidîne31. Ancak İblis, saygı ile eğilenlerle beraber olmaktan Kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne meas sâcidînsâcidîne32. Allah, "Ey İblis! Saygı ile eğilenlerle beraber olmamandaki maksadın ne?" Kâle lem ekun li escude li beşerin halaktehu min salsâlin min hamein mesnûnmesnûnin33. İblis dedi ki "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem."15/HİCR-34 Kâle fahruc minhâ fe inneke recîmrecîmun34,35. Allah, "Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir" Ve inne aleykel lâ'nete ilâ yevmid dîndîni34,35. Allah, "Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir" Kâle rabbi fe enzırnî ilâ yevmi yub'asûnyub'asûne36. İblis "Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver" Kâle fe inneke minel munzarînmunzarîne37,38. Allah da, "O hâlde, sen vakti yalnızca benim tarafımdan bilinen güne kıyamete kadar mühlet verilenlerdensin" İlâ yevmil vaktil ma'lûmma'lûmi37,38. Allah da, "O hâlde, sen vakti yalnızca benim tarafımdan bilinen güne kıyamete kadar mühlet verilenlerdensin" Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le ugviyennehum ecmeînecmeîne39,40. İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" İllâ ıbâdeke minhumul muhlasînmuhlasîne39,40. İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîmmustekîmun41,42. Allah, "İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur" İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sultânun illâ menittebeake minel gâvîngâvîne41,42. Allah, "İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur" Ve inne cehenneme le mev'ıduhum ecmaînecmeîne43. Şüphesiz cehennem, onların hepsinin buluşacağı Lehâ seb'atu ebvâbebvâbin, likulli bâbin minhum cuz'un maksûmmaksûmun44. Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûnuyûnin45. Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar Udhulûhâ bi selâmin âminînâminîne46. Onlara, "Girin oraya esenlikle, güven içinde" Ve neza'nâ mâ fî sudûrihim min gıllin ıhvânen alâ sururin mutekâbilînmutekâbilîne47. Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı Lâ yemessuhum fîhâ nasabun ve mâ hum minhâ bi muhrecînmuhrecîne48. Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da Nebbî' ibâdî ennî enel gafûrur rahîmrahîmu49,50. Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber Ve enne azâbî huvel azâbul elîmelîmu49,50. Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber Ve nebbi'hum an dayfi ibrâhîmibrâhîme51. Onlara İbrahim'in misafirlerinden de haber İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâselâmen, kâle innâ minkum vecilûnvecilûne52. Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selâm" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke bi gulâmin alîmalîmin53. Onlar, "Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" Kâle e beşşertumûnî alâ en messeniyel kiberu fe bime tubeşşirûntubeşşirûne54. İbrahim, "Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?" Kâlû beşşernâke bil hakkı fe lâ tekun minel kânıtînkânıtîne55. "Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" Kâle ve men yaknetu min rahmeti rabbihî illad dâllûndâllûne56. Dedi ki "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"15/HİCR-57 Kâle fe mâ hatbukum eyyuhel murselûnmurselûne57. İbrahim, "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimînmucrimîne58. Şöyle dediler "Şüphesiz biz suçlu bir millete İllâ âle lûtlûtın, innâ le muneccûhum ecma'înecma'îne59,60. Lût'un ailesi başka Onlar suçlu değillerdir. Lût'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir İllemre'etehu kaddernâ innehâ le minel gâbirîngâbirîne59,60. Lût'un ailesi başka Onlar suçlu değillerdir. Lût'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir Fe lemmâ câe âle lûtınil murselûnmurselûne61,62. Elçiler melekler Lût'un ailesine gelince, Lût onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" Kâle innekum kavmun munkerûnmunkerûne61,62. Elçiler melekler Lût'un ailesine gelince, Lût onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" Kâlû bel ci'nâke bi mâ kânû fîhi yemterûnyemterûne63. Dediler ki "Evet, fakat biz sana kavminin şüphe etmekte olduğu azabı getirdik."15/HİCR-64 Ve eteynâke bil hakkı ve innâ le sâdikûnsâdikûne64. "Biz, sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz."15/HİCR-65 Fe esri bi ehlike bi kıt'ın minel leyli vettebı' edbârehum ve lâ yeltefit minkum ehadun vamdû haysu tu'merûntu'merûne65. "Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere doğru geçin gidin."15/HİCR-66 Ve kadaynâ ileyhi zâlikel emre enne dâbire hâulâi maktûun musbihînmusbihîne66. Ona şu durumu kesin olarak bildirdik "Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak."15/HİCR-67 Ve câe ehlul medîneti yestebşirûnyestebşirûne67. Şehir halkı sevinerek Kâle inne hâulâi dayfî fe lâ tefdahûntefdahûni68. Lût, dedi ki "Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin."15/HİCR-69 Vettekullâhe ve lâ tuhzûntuhzûni69. "Allah'a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın" Kâlû e ve lem nenheke anil âlemînâlemîne70. Onlar, "Biz seni insanlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik" Kâle hâulâi benâtî in kuntum fâilînfâilîne71. Lût "İşte kızlarım. Eğer yapacaksanız onlarla evlenebilirsiniz" Le amruke innehum le fî sekretihim ya'mehûnya'mehûne72. Melekler, Lût'a "Ömrüne andolsun ki onlar şehvetten gözleri dönmüş hâlde, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlar Bu durumda asla seni dinlemezler" Fe ehazethumus sayhatu muşrikînmuşrikîne73. Derken güneşin doğuşu sırasında, o korkunç uğultulu ses onları Fe cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emternâ aleyhim hıcâreten min siccîlsiccîlin74. Hemen onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar İnne fî zâlike le âyâtin lil mutevessimîn mutevessimîne75. Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler Ve innehâ le bi sebîlin mukîmmukîmîn76. O şehrin kalıntıları hâlâ mevcut olan bir yol üstünde İnne fî zâlike le âyeten lil mu'minînmu'minîne77. Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret Ve in kâne ashâbul eyketi le zâlimîn zâlimîne78. "Eyke" halkı da şüphesiz zalim Fentekamnâ minhum, ve innehumâ le bi imâmin mubînmubînin79. Onlardan da intikam aldık. İkisi de Lût kavminin yaşadığı Sodom ile Şu'ayb kavminin yaşadığı Eyke belirgin bir anayol üzerinde Ve le kad kezzebe ashâbul hıcril murselînmurselîne80. Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri Ve âteynâhum âyâtinâ fe kânû anhâ mu'rıdînmu'rıdîne81. Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlardan yüz Ve kânû yanhıtûne minel cibâli buyûten âminînâminîne82. Onlar güven içinde dağlardan evler Fe ehazethumus sayhatu musbıhînmusbıhîne83. Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses Fe mâ agnâ anhum mâ kânû yeksibûnyeksibûne84. Kazanmakta oldukları şeyler kendilerine bir fayda Ve mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkhakkı, ve innes sâate le âtiyetun fasfehıs safhal cemîlcemîle85. Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele İnne rabbeke huvel hallâkul alîmalîmu86. Şüphesiz, Rabbin hakkıyla yaratanın ve her şeyi bilenin ta Ve le kad âteynâke seb'an minel mesânî vel kur'ânel azîmazîme87. Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve büyük Kur'an'ı Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta'nâ bihî ezvâcen minhum ve lâ tahzen aleyhim vahfıd cenâhake lil mu'minînmu'minîne88. Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü'minlere şefkat kanadını Ve kul innî enen nezîrul mubînmubînu89. De ki "Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım."15/HİCR-90 Ke mâ enzelnâ alel muktesimînmuktesimîne90. Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da kitap Ellezîne cealûl kur'âne ıdînıdîne91. Ki onlar, bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr ederek Kur'an'ı da parça parça Fe ve rabbike le nes'elennehum ecmaînecmaîne92,93. Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka Ammâ kânû ya'melûnya'melûne92,93. Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka Fasda' bi mâ tu'meru ve a'rıd anil muşrikînmuşrikîne94. Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah'a ortak koşanlara aldırış İnnâ kefeynâkel mustehziînmustehziîne95,96. Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilâh edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde Ellezîne yec'alûne meallâhi ilâhen âharâhare, fe sevfe ya'lemûnya'lemûne95,96. Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilâh edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde Ve le kad na'lemu enneke yadîku sadruke bi mâ yekûlûnyekûlûne97. Andolsun, onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını Fe sebbih bi hamdi rabbike ve kun mines sâcidînsâcidîne98. O hâlde, Rabbini hamd ile tesbih et yücelt ve secde edenlerden Va'bud rabbeke hattâ ye'tiyekel yakînyakînu99. Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
İBRÂHÎM SÛRESİ -1- الَر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ Elif lâm râ kitâbun enzelnâhu ileyke li tuhricen nâse minez zulûmâti ilen nûri bi izni rabbihim ilâ sırâtıl azîzil hamîd elif lâm râ elif lam ra, hak, halk, fiil Kitâbun kitap, varlık kitabı, yazılı olan, ilahi sözler, enzelna hu ileyke indirdik, sunduk, verdik, onu, sana li tuhrice en nâse çıkarman için, insanlar, min ez zulûmât zulmetten, karanlıklardan, cehaletin karanlığı, ila el nur aydınlığa, nur, ışık, hakikatlerin aydınlığı bi izni izni ile, icazet, yetkili olan, her şeyde yetkili olan, rabbi him rablerinin, onları vücudlandıranın, ila sırat yol, doğru yol, onun yolu, hakikatin yolu, el azîzi tüm değerlerin yüce sahibi, yüce olan, el hamid tüm tecellilerin sahibi, hamd sahibi, 1- Elîf, Lâm, Râ. Tüm varlığı bir kitap olarak sana sunduk. Ondaki hakikatlerle, insanları cehaletin karanlığından hakikatlerin aydınlığına çıkar. Onları vücudlandıranın, tüm varlığın işleyişinde de yetkili olduğunu anlat. Tüm değerlerin sahibi, tüm tecellilerinin sahibinin dosdoğru yolu üzere olmayı anlat. -2- اللّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَوَيْلٌ لِّلْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ شَدِيدٍ Allâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard ve veylun lil kâfirîne min azâbin şedîd Allâh ellezi Allah, o ki, Lehu ma fî el semâvât onun, ne, şey, göklerde olanlar, semalarda, ve ma fi el ard şey, ne, değil, yeryüzü, toprak, ve veylun vay haline, vah, yazıklar olsun, li el kafirin içinde, hakikatleri görmemezlikten gelen, örten, min azâbin şedid azap, sıkıntı, şiddetli, daha fazla, 2- Allah O’dur ki, göklerde ne varsa ve yerde ne varsa O’nundur. Hakikatleri görmemezlikten gelip, daha fazla sıkıntılar içinde kalanların vah o hallerine. -3- الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا أُوْلَئِكَ فِي ضَلاَلٍ بَعِيدٍ Ellezîne yestehıbbûnel hayâted dunyâ alel âhıreti ve yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ ulâike fî dalâlin baîd Ellezîne yestehıbbune o kimseler, onlar, tercih etme, sevme, el hayât el dunya dünya hayatı, dünya yaşamı, yaşamında, ala el ahiret sonları, sonunda, ve yasuddûne alıkoyarlar, engellemek, an sebil Allah yol, hakikatler, Allah, ve yebgûne-hâ isterler, peşinde koşmak, onu ivecen eğrilik, çarpık, yalan, doğru olmayan Ulâike fi dalalin işte onlar, dalalet, sapma, kendi cehaletine sapan, baidin uzak olma, hakikatlerden uzaklaşmak, 3- O kimseler; sonlarını düşünmeden dünya hayatının sevgisiyle oyalanırlar, Allah yolunda olanlara engel olurlar, doğru olmayan şeylerin peşinden koşarlar. İşte onlar hakikatleri bırakıp, kendi anlayışlarına saparlar, hakikatlerden uzaklaşırlar. -4- وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ فَيُضِلُّ اللّهُ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ ve huvel azîzul hakîm ve mâ ersel nâ irsal, göndermek, bildirmek, sunmak, biz, hakikatlerimiz min resulin bir resul, hakikatleri gösteren, İlla bi lisani ancak, başka, sadece, lisanı ile, konuşma, diliyle, kavmi hi kavmi, birlikte yaşadıkları, kavmine, o, li yubeyyine lehum hakikatleri apaçık açıklama, anlatması için, onlara Fe yudillu Allâh bundan sonra, kendi bildiğine sapma, dalalet, Allah, men yeşau kim, kimse, ister, isteyen, ve yehdî yol gösteren, hidayet, kılavuz, hidayet bulan, men yeşau kim, kimse, ister, isteyen, ve huve el aziz o, tüm değerlerin yüce sahibi, el hakim her şeye hâkim olan, hüküm hikmet sahibi 4- Bir resul kendi kavmine, sadece onların dilleriyle hakikatlerimizi apaçık bildirdi. Bundan sonra isteyen kimse, Allah’ın hakikatlerinden kendi dalaletine sapar ve isteyen kimse de hakikatlere yol bulur ve tüm değerlerin yüce sahibinin, tüm varlığa hâkim olanın O olduğunu anlar. -5- وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَى بِآيَاتِنَا أَنْ أَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِأَيَّامِ اللّهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ Ve le kad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ en ahric kavmeke minez zulumâti ilen nûri ve zekkirhum bi eyyâmillâh inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr ve lekad ersel na Musa doğrusu, gönderdik, sunduk, açığa çıkma, Musa bi ayâti na ayetlerimizle, delillerimizle, işaretlerimiz, en ahric kavme ke çıkarmak için, kavmini min el zulumât karanlıklardan, cehaletin karanlığı, ila el nur aydınlığa, hakikatlerin aydınlığı, ve zekkir-hum hatırlat, anlatmak, zikir, onlar, bi eyyâmi allâhi günler, her gün, her an, güç, iktidar, Allah İnne fi zâlike le ayetin işte bunların içinde, ayetler, işaretler, deliller li kulli sabır hepsi için, sabreden, şekur şükür, nimetlerin sahibi bilip teslim etme 5- Doğrusu Musa sunduğumuz ayetlerimizi anlayanlardandı. Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için ve kavmine her gün Allah’ı anlatmak için mücadele etti. İşte bunların içinde sabredenler, nimetlerin sahibini bilip teslim edenler için deliller vardır. -6- وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ أَنجَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ أَبْنَاءكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءكُمْ وَفِي ذَلِكُم بَلاء مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ Ve iz kâle mûsâ li kavmihizkurû nimetallâhi aleykum iz encâkum min âli firavne yesûmûnekum sûel azâbi ve yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm ve iz kâle musa li kavmi hi demişti, Musa, kavmine, kavmi için Uzkurû nimete Allah hatırlayın, zikredin, nimet, Allah Aleykum iz encâ-kum sizi, kurtarılmıştınız, min âli firavne aile, haller, firavun, kibirli olan, Yesûmûn kum sizi zorluyorlar, maruz bırakıyorlar, sue el azab kötü, azap, sıkıntı, kötü sıkıntılar, ve yuzebbihûn ebnae kum boğazlıyorlar, yok ediyor, oğullarınızı ve yestahyûn nisae kum canlı, sağ bırakıyorlar, kadınlarınızı ve fî zâlikum belaun bunlarda vardır, imtihan, sınama, düşünme, min rabbi-kum Rabbiniz, vücudlandıran, siz azim büyük, yüce nitelikler, 6- Musa kavmine Allah’ın nimetlerini hatırlayın. Sizler firavunun o hâllerinden kurtarılmıştınız. Sizi kötü sıkıntılarda bırakıyordu, oğullarınızı yok ediyor ve hanımlarınızı sağ bırakıyordu, demişti. İşte bunlarda, sizi vücudlandıranın yüce niteliklerini anlamak için düşünceler vardır. -7- وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ Ve iz teezzene rabbukum le in şekertum le ezîdennekum ve le in kefertum inne azâbî le şedîd ve iz teezzene bildirmişti, bildirir durur, yetki, duyurmuştu, rabbu kum rabbiniz, sizi vücudlandıran, Le in şekertum eğer, nimetlerin sahibini bilir teslim ederseniz, şükür le ezîdenne-kum elbette artmak, daha güçlü olmak, idraki artmak, siz, Ve le in kefertum eğer, hakikatleri örterseniz İnne azabi le şedid muhakkak, azap, sıkıntı, elbette, şiddetli daha fazla 7- Sizi vücudlandıran size bildirdi Eğer nimetlerin sahibini bilir teslim ederseniz, elbette sizin Bizi anlama idrakiniz daha güçlü olacaktır ve eğer hakikatleri görmemezlikten gelip örterseniz, elbette sizler şiddetli sıkıntılarda kalırsınız. -8- وَقَالَ مُوسَى إِن تَكْفُرُواْ أَنتُمْ وَمَن فِي الأَرْضِ جَمِيعًا فَإِنَّ اللّهَ لَغَنِيٌّ حَمِيدٌ Ve kâle mûsâ in tekfurû entum ve men fîl ardı cemîan fe innallâhe le ganiyyun hamîd ve kâle musa dedi, Musa, en tekfur entum hakikatleri görmemezlikten gelmek, örtmek, siz ve men fi el ard cemian kimse, kim, yeryüzünde, hepsi, tümü, Fe inne Allâh muhakkak Allah, le ganiy değerlerin sahibi, zengin, tüm varlığın sahibi, hamid hamd, tüm niteliklerin sahibi, tecellilerin sahibi 8- Musa dedi ki Sizler hakikatleri görmemezlikten gelip örtseniz de ve yeryüzündekilerin hepsi de aynı şeyi yapsa, muhakkak ki Allah tüm varlığın sahibidir, varlıktaki tüm tecellilerin sahibidir. -9- أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَأُ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِن بَعْدِهِمْ لاَ يَعْلَمُهُمْ إِلاَّ اللّهُ جَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّواْ أَيْدِيَهُمْ فِي أَفْوَاهِهِمْ وَقَالُواْ إِنَّا كَفَرْنَا بِمَا أُرْسِلْتُم بِهِ وَإِنَّا لَفِي شَكٍّ مِّمَّا تَدْعُونَنَا إِلَيْهِ مُرِيبٍ E lem yetikum nebeullezîne min kablikum kavmi nûhın ve âdin ve semûd vellezîne min badihim lâ yalemuhum illallâh câethum rusuluhum bil beyyinâti fe reddû eydiyehum fî efvâhihim ve kâlû innâ kefernâ bi mâ ursiltum bihî ve innâ le fî şekkin mimmâ ted’ûnenâ ileyhi murîb e lem yeti-kum size gelmedi mi? nebeu ellezine haber, o kimseler min kabli kum kavmi Nuh sizden önce, Nuh’un kavmi ve âdin ve semud ad ve semud kavmi ve ellezîne min badi him o kimseler, onlardan sonra, lâ yalemu-hum illa Allah yok, bilen onları bilmez, başka, ancak, Allah Câet hum geldi, onlar, resul hum resul, onlardan, bi el beyyinat apaçık açıklama, delil fe reddû böylece, reddetme, kabul etmemek, eydiye hum eller, güç, onlar, kendilerindeki güç, fî efvâhi-him ağızlarına, ağızlarının içinde, yalan sözler ve kâlû inna keferna dediler, biz, hakikatleri örttük, görmedik, bi mâ ursiltum bihi ne, değil, şey, gönderildiğiniz şeyi, sunma, onunla Ve inna le fî şekkin muhakkak biz, elbette şüphe içinde mimmâ tedune na şeyden, yönelme, davet, biz, ileyhi murib ona, şüpheli, tereddüt, endişe verici, rahatsız, 9- Sizden önceki Nuh ve Ad ve Semud’un kavminin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size geldi değil mi? Hakikatleri delilleriyle apaçık açıklayan, onlardan olan Resuller onlara geldi. Ancak onlar Allah’ı bilemediler. Böylece onlar, kendilerinde olan gücü anlayamayıp kabul edemediler. Yalan sözlerde kaldılar. Dediler ki Biz senin sunduğun şeylerde bir hakikat göremiyoruz ve biz elbette şüpheler içindeyiz, davet ettiğin şeyden rahatsız olduk. -10- قَالَتْ رُسُلُهُمْ أَفِي اللّهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى قَالُواْ إِنْ أَنتُمْ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ آبَآؤُنَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُّبِينٍ Kâlet rusuluhum e fîllâhi şekkun fâtırıs semâvâti vel ard yedûkum li yagfire lekum min zunûbikum ve yuahhırekum ilâ ecelin musemmâ kâlû in entum illâ beşerun mislunâ turîdûne en tesuddûnâ ammâ kâne ya’budu âbâunâ fetûnâ bi sultânin mubîn Kâlet resul hum dedi, resul, hakikati gösteren, onlara, e fi Allah şekk Allah için, hakkında, ikilik, şüphe, fâtırı yaratan, açığa çıkaran, vareden, es semâvâti ve el ard gök ve yer, yedû-kum sizi davet ediyor, li yaafiri lekum mağfiret için, temizlenmek için, min zunûbi-kum günahlarınızdan, hatalarınız, ve yuahhıre-kum tehir ediyor, mühlet veriyor, size ilâ ecelin musemmen bir zamana kadar, belirli, ölünceye kadar, Kalu inentum dediler, sende, eğer iseniz, illa beşer misl na ancak, sadece, beşer, insan, gibi, benzer, biz Turidun istiyorsun, en tesuddû-nâ men etmek, alıkoymak, biz ammâ kane yabudu şey, oldu, kul olma, kulluk ettiği şeyler, tapındığı, abau na atalarımız Fetû na öyleyse bize getir, sun, bi sultan mubin delil, varlığın sahibi, apaçık delil, 10- Onlara hakikatleri gösteren dedi ki Gökleri ve yeri yaratan Allah için şüphe mi edersiniz? Günahlarınızdan mağfiret bulmanız için, sizi hakikatlere davet ediyor ve size ölünceye kadar hakikatleri anlamanız için mühlet veriyor. Dediler ki Sen de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsin. Sen bizim atalarımızın da kulluk ettiği şeylerden bizi döndürmek istiyorsun. Öyleyse varlığın sahibi hakkında bize apaçık bir delil getir. -11- قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ إِن نَّحْنُ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ يَمُنُّ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَمَا كَانَ لَنَا أَن نَّأْتِيَكُم بِسُلْطَانٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَعلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ Kâlet lehum rusuluhum in nahnu illâ beşerun mislukum ve lâkinnallâhe yemunnu alâ men yeşâu min ibâdih ve mâ kâne lenâ en netiyekum bi sultânin illâ bi iznillâh ve alâllâhi fel yetevekkelil muminûn Kâlet lehum resul hum dedi, onlara, resul, hakikati gösteren, in nahnu biz sadece, illa beşer misli kum ancak, beşer, insan, sizin gibi ve lâkin Allah yemunnu fakat lakin, Allah, lütuf, nimet, Ala men yeşâu üzerinde, kendilerinde, için, kim, kimse, isteyen min abid hi kulluk, o, ve mâ kâne lena olmaz, olmadı, bizim, en netiye-kum sunma, size bizim getirmemiz, bi sultan delil, hüccet, reis, hakimiyet sahibi, varlığın sahibi İlla bi izni Allâh ancak, yetkili, izin, icazet, Allah ve alâ Allâh Allah’a fel yetevekkeli tevekkül, varlığın sahibini bilip teslim olma el muminun mümin, emin olan, 11- Onlara hakikatleri gösteren dedi ki Biz de sizin gibi bir beşerden başka bir şey değiliz. Lâkin O’nun kulu olduğunu bilmek isteyen kimseler, kendilerini lütuflandıranın Allah olduğunu bilir. Biz varlığın sahibinden size bir şey getiren olamayız. Ancak yetkili olan Allah’tır. Mümin olmak için, varlığın sahibi olan Allah’ı bilip, O’na teslim olun. -12- وَمَا لَنَا أَلاَّ نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّهِ وَقَدْ هَدَانَا سُبُلَنَا وَلَنَصْبِرَنَّ عَلَى مَا آذَيْتُمُونَا وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alâllâhi ve kad hedânâ subulenâ, ve le nasbirenne alâ mâ âzeytumûnâ ve alâllâhi fel yetevekkelil mutevekkilûn ve mâ lenâ ella değil, şey, ne, niçin, biz, Netevekkel alâ Allah varlığın sahibini bilip teslim olma, Allah’a ve kad hedâ nâ oldu, yol gösteren, hidayet, biz, subule na yol, hakikatler, hakikatlerin yolu, biz, ve le nasbirenne ve elbette sabredeceğiz Ala ma âzeytumû-nâ şeyler, bize sizin yaptığınız eziyetler ve alâ Allah fel yetevekkel Allah’a, varlığın sahibini bilip teslim olma el mutevekkilûne tevekkül edenler, varlığın sahibini bilip teslim olanlar 12- Biz neden varlığın sahibinin Allah olduğunu bilip teslim olmayalım. Bize hakikatin yolunu gösterendir. Elbette bize yapılmış olan eziyetlere sabredeceğiz. Varlığın sahibini bilip teslim olanlar, yalnız Allah’a teslim olurlar. -13- وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُم مِّنْ أَرْضِنَآ أَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِمِينَ Ve kâlellezîne keferû li rusulihim le nuhricennekum min ardınâ ev le teûdunne fî milletinâ fe evhâ ileyhim rabbuhum le nuhlikennez zâlimîn ve kâle ellezine keferu dedi, hakikatleri görmemezlikten gelip örten kimseler li resuli-him resullerini, hakikatleri gösterenlere, le nuhricen kum muhakkak, elbette, sizi çıkaracağız, atacağız, min ardı na yer, toprak, yeryüzü, bulunduğumuz toprak, Ev le teudunne yada, mutlaka döneceksiniz, fi millet na inanç, kültür, değerler, gelenek, adetler, bizim fe evhâ ileyhim işte, vahyedilen, bildirdi, sundu, onlarda, kendilerinde rabbu hum rab, vücudlandıran, onlar, le nuhlikenne elbette, biz, hakikatlerimiz, helak olma, yazık etmek, el zalimin elbette, biz, helak olma, yazık etmek, zalimler 13- Hakikatleri görmemezlikten gelip örten kimseler, hakikatleri gösterenlere dediler ki Muhakkak ki ya sizi bulunduğumuz topraklardan çıkaracağız ya da bizim inançlarımız, geleneklerimiz, adetlerimize döneceksiniz. İşte, elbette zalimler hakikatlerimizi bilemeyip helak olup giderler. Onlar kendilerinde, kendilerini vücudlandıranın sunduklarını göremezler. -14- وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الأَرْضَ مِن بَعْدِهِمْ ذَلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ Ve le nuskinennekumul arda min badihim zâlike li men hâfe makâmî ve hâfe vaîd ve le nuskinenne kum elbette, biz, yerleşmek, sükûn, rahatlık, yer, siz, el arda arz, yer, bulunduğu yer, min badi him onlardan sonra, zalimlik hallerini terk ettikten sonra Zalike li men işte bu, için, kim, kimse, hâfe makâm saygılı, korkan, çekinen, makam, ve hâfe korkan, çekinen, saygı duyan, vaidi söz, yerine getirme, uyarı, tecelli, korkutma, olay, 14- Elbette sizden zalimlik hâllerini terk ettikten sonra Bizi anlayanlar, bulundukları yerlerde bir rahatlık içinde olacaklardır. İşte bu, makamlara saygı duyan kimseler için ve Hakk’ın tecellilerine saygı duyanlar içindir. -15- وَاسْتَفْتَحُواْ وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ Vesteftehû ve hâbe kullu cebbârin anîd ve isteftehû getirmek, istemek, danışmak, başarı, yardım ve habe kaybettiler, hayal kırıklığı Kullu cebbârin hepsi, tümü, zorba, zorlayıcı anidin inatçı, bildiklerinde direten 15- Başarılı olmak isteyenler başarılı oldular. Zorbalıklarda olan herkes kendi bildiklerinde inat ettiler, kaybedenlerden oldular -16- مِّن وَرَآئِهِ جَهَنَّمُ وَيُسْقَى مِن مَّاء صَدِيدٍ Min verâihî cehennemu ve yuskâ min mâin sadîd min verâi-hi arkasında, ardında, geçmişinde, cehaletinde cehennem derin kuyu, cehaletin cehennemi, ve yuskâ içme, sulanma, faydalanma, beslenme, min main sadid su, sudan, ilim, bilgi, irin, cerahat, kirlenmiş bilgi, hali 16- Geçmiş cehalet bildiklerinde kalıp, zorbalıklarda olanlar cehaletin cehennemindedirler ve kendi cehaletlerinin kirli hâllerinden beslenirler. -17- يَتَجَرَّعُهُ وَلاَ يَكَادُ يُسِيغُهُ وَيَأْتِيهِ الْمَوْتُ مِن كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍ وَمِن وَرَآئِهِ عَذَابٌ غَلِيظٌ Yetecerreuhu ve lâ yekâdu yusîguhu ve yetîhil mevtu min kulli mekânin ve mâ huve bi meyyit ve min verâihî azâbun galîz yetecerreu-hu onu yutmaya çalışır, hazmetmek, kabullenmek, ve lâ yekâdu olmayacak, olamayacak, yusigu hu yutma, boğazdan geçme, o ve yeti-hi gelir, olur, o halde olur, el mevtu tevhitten sapmışlık, idraksizlik, ölü gibi min kulli mekânin bütün her yerden, her yerde, her mekânda Ve ma huve bi meyyitin olmaz, o, o değil, ölüm, ölü, ve min verâi-hi onun arkasından, geçmiş, eski cehalet halleri, azab galiz azab, galiz, kaba, çirkin 17- Onu yutmaya çalışırlar, onda başarılı olamazlar ve bütün her yerde bir idraksizlik, tevhitten sapmışlık hâlinde olurlar, o ölümü anlayamazlar ve geçmişlerinden gelen, kaba çirkin o cehaletin sıkıntılarını takip ederler. -18- مَّثَلُ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمْ أَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍ اشْتَدَّتْ بِهِ الرِّيحُ فِي يَوْمٍ عَاصِفٍ لاَّ يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُواْ عَلَى شَيْءٍ ذَلِكَ هُوَ الضَّلاَلُ الْبَعِيدُ Meselullezîne keferû bi rabbihim a’mâluhum ke remâdinişteddet bihir rîhu fî yevmin âsıf lâ yakdirûne mimmâ kesebû alâ şey zâlike huved dalâlul baîd Meselu ellezine keferu mesele, durum, hakikatleri örten o kimseler bi rabbi-him Rablerini amâlu-hum onların amelleri, çalışmaları, ke remadin gibi, kül, savrulup giden, İşteddet bihi el rihu savurdu, onu, rüzgâr fî yevmin asıfin gün, zaman, vakit, fırtına, esen, la yakdirun yok, güçleri, Mimma kesebu ala şeyin şeyler, nesne, kazanma, edinme, için, üzerine, şey Zâlike huve işte bu, o, işte bu durum, el dalal el baid dalalet, sapma, hakikatlerden sapmak, uzaklaşmak, 18- Rabbini anlayamayıp hakikatleri görmemezlikten gelip örtenlerin durumu şudur Onların amelleri, fırtınalı bir günde rüzgârın bir külü savurması gibi savrulup gider. Edindikleri şeylerden onların hakikatleri anlamaya güçleri yetmez. İşte bu hakikatlerden uzaklaşıp bir dalalet içinde kalanların durumudur. -19- أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللّهَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحقِّ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ E lem tere ennallâhe halakas semâvâti vel arda bil hakk in yeşa yuzhibkum ve yeti bi halkın cedîd e lem tere bakıp ta görmez misiniz? enne Allah halaka muhakkak, olduğu, Allah, halketme el semâvât ve el ard gökleri, semaları ve yeryüzü, toprak, bi el hakk hak ile, doğru, gerçek in yeşa eğer, şayet, ister, eğer isterseniz, yuzhip kum yok etmek, yanlış düşünce, gitmek, zan, siz ve yeti getirir, yapar, bi halkın ile, halk etme, varoluş, oluşturma, cedid yeni, yeni oluşum 19- Bakıp ta görmez misiniz? Gökleri ve yeri Hakk ile Halkedenin Allah olduğunu. Eğer siz isterseniz, eski bildiklerinizi yok edersiniz ve varoluş ile ilgili yeni düşünceler getirirsiniz. -20- وَمَا ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ بِعَزِيزٍ Ve mâ zâlike alallâhi bi azîz ve mâ zalike şey, ne, değil, bu, işte budur, olmasıdır, değildir, alâ Allah bi aziz için, etmek için, Allah, değerli tüm değerlerin yüceliği 20- Tüm değerlerin yüce sahibi olan Allah’ı anlamak için yapılan, bundan başka bir şey değildir. -21- وَبَرَزُواْ لِلّهِ جَمِيعًا فَقَالَ الضُّعَفَاء لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُواْ إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ أَنتُم مُّغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللّهِ مِن شَيْءٍ قَالُواْ لَوْ هَدَانَا اللّهُ لَهَدَيْنَاكُمْ سَوَاء عَلَيْنَآ أَجَزِعْنَا أَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِن مَّحِيصٍ Ve berezû lillahi cemîan fe kâled duafâu lillezînestekberû innâ kunnâ lekum tebean fe hel entum mugnûne annâ min azâbillâhi min şey kâlû lev hedânallâhu le hedeynâkum sevâun aleynâ ecezi’nâ em sabernâ mâ lenâ min mahîs ve berezû li Allah ortaya çıkma, bariz, apaçık görünen, Allah, cemian bütün her şeyin birliği, birlik, topluluk, fe kâle el duafau sonra, dediler, zayıf, güçsüz, bilgisiz, li ellezîne istekberû o kimseler için, kibirlenen, büyüklenen in-nâ kunna lekum elbette, biz, olduk, size, tebean tabi olmak, takip eden, uyan fe hel entum mugnune anna artık, nasıl, siz, gideren, kovan, zengin eden, bizden min azâbi Allâh min şey azap, sıkıntı, müşkil, Allah, bir şey, şeyden Kâlû lev hade na Allah dediler, eğer, yol gösteren, kılavuz, Allah le hedey na kum elbette, yol gösterme, biz, siz, sevaun aleyna eşit, bir, bir şey fark etmez, bir faydası yok, biz, e cezinâ feryat mı ettik, sızlansak, ah etsek, keşke em saber na yada, sabır, beklemek, biz mâ lenâ min mahisin değil, bize yoktur, sığınacak yer, kurtuluş, 21- Bütün her şey apaçık Allah’ın birliğini gösterir. Zayıf halde olanlar, büyüklük taslayan kimselere derler ki Biz elbette size uyanlardan olduk. Siz de müşkillerimizi nasıl gidereceğimizi söyleyen olmadınız. Allah hakkında bir şey vermediniz. Dediler ki Eğer biz, Allah’ı kendimize rehber edinseydik, elbette biz de size yol gösterirdik. Artık, keşke şöyle yapsaydık ya da sabretseydik demenin bir faydası yok, biz de sığınacak yerin neresi olduğunu bilemedik. -22- وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الأَمْرُ إِنَّ اللّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدتُّكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ إِلاَّ أَن دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلاَ تَلُومُونِي وَلُومُواْ أَنفُسَكُم مَّا أَنَاْ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا أَنتُمْ بِمُصْرِخِيَّ إِنِّي كَفَرْتُ بِمَآ أَشْرَكْتُمُونِ مِن قَبْلُ إِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum vadel hakkı ve veadtukum fe ahleftukum ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl innaz zâlimîne lehum azâbun elîm ve kâle eş şeytânu dedi, şeytani hallerde olan, Lemma kudıye olduğunda, istedi, takdir, işleyiş, kada, el emru işleyiş, hüküm inne Allâh veade kum muhakkak Allah, vaad, söz, yerine getirme, size vade el hakkı söz, vaad, bir işi yerine getirme, hakkın ve veadtu-kum söz, vaat, size vaadettim fe ahleftu-kum sözden dönen, aykırı, karşıt, ters, ikiliğe, siz ve mâ kâne liye aleykum olmadı, yoktu, ben değilim, sizin üzerinizde min sultânin yaptırım gücü, bir sultan, delil, bir kuvvet, güçlü illâ en deavtu kum ancak, sadece, davet, çağrı, sizi fe istecebtum li böylece siz icabet ettiniz, bana Fe la telumni yok, kınama, suçlama, beni, ve lumu enfus kum levm, kınama, suçlama, kendinizi Ma ene bi musrihi-kum değilim, sizin yardımcınız, size yardım eden ve mâ entum bi musrihıyye siz değilsiniz, olmadınız, yardımcı olan İnni kefertu ben, hakikatleri örten, görmemezlikten gelen, Bima eşrektumû ni min kablu şeyler, ortak koşmak, ben, daha önce inne el zalimîn lehum muhakkak zalimler, onlara, azap, acı azab elim azap, sıkıntı, acı, acı sıkıntılar 22- Şeytani hâllerde olan, işleyişin takdiri hakkında dedi ki Muhakkak ki Allah size, işlerin ortaya konuşu ile ilgili hakikatleri vaat etti. Ben de size bir şeyler vaat ettim, sonra da ben sizleri ikilikte bıraktım. Sizin üzerinizdeki gücün sahibi ben olamam, ben sadece davet ettim, böylece siz bana icabet ettiniz. Sizler artık beni suçlamayın, kendinizi suçlayın. Sizin yardımcınız ben değilim ve siz kendinize yardımcı olan da olmadınız. Ben daha önceden ortak koştuğunuz şeyler sebebiyle, hakikatleri görmemezlikten gelip örttürenim. Muhakkak ki zalimler acı sıkıntılar içinde kalırlar. -23- وَأُدْخِلَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ تَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ Ve udhilellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ bi izni rabbihim tehıyyetuhum fîhâ selâm ve udhile ellezine amenu dahil olma, içinde, konulurlar, iman eden kimseler ve amilû es sâlihâti dosdoğru hak yolunda çalışanlar, iyi çalışmalarda olan Cennâtin cennet, huzur, terci min tahtiha akar, vardır, makamlarında, taht, El enhar hâlidîne fiha nehir, akıp giden, ilim, ebedi, devamlı, orada Bi izni izin, yetkili, icazet, ruhsat, Rabbi him rab, vücudlandıran, onlar, her varlık, Tehiyyetu hum hak zevki ile halk seyretme, manevi lütuflar, onlar, fiha selâm orada, selam, huzur, barış ver huzur üzere olan, 23- İman edenler ve dosdoğru Hakk yolunda çalışanlar; huzur içindedirler, makamlarında bir ilim üzeredirler, devamlı o hâllerle hareket ederler, vücudlarında yetkili olanı bilirler, Hakk zevki ile Halkı seyrederler, bulundukları yerlerde barış ve huzur üzeredirler. -24- أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرةٍ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاء E lem tere keyfe daraballâhu meselen kelimeten tayyibeten ke şeceretin tayyibetin asluhâ sâbitun ve feruhâ fis semâ e lem tere keyfe bakıp ta görmez misin? Görmedin mi? nasıl darabe Allâh meselen örnek, vurgu, darbe, Allah, misal, gibi Kelimeten sözler, ilahi sözler, kelime, tayyibeten temiz, güzel, temizlenmiş, ke şeceretin öz, soydan gelen, özden gelen, bir ağaç gibi, tayyibetin temiz, güzel sözler, Aslu ha sâbitun aslı, manası, menşei, köken, kaynak, sabit, değişmez ve feru-hâ dal, şube, sıfat, nitelik, kısım, ışık, fi el semai sema, ulvi âlem, gökyüzünde, 24- Görmez misin? Allah, temizlenmiş olanların kullandığı kelimeleri, misal olarak nasıl vurgular. Güzel sözler; köküyle sapasağlam duran ve gökyüzüne dallarını uzatan ağaçlar gibidir. -25- تُؤْتِي أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِإِذْنِ رَبِّهَا وَيَضْرِبُ اللّهُ الأَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ Tutî ukulehâ kulle hînin bi izni rabbihâ ve yadrıbullâhul emsâle lin nâsi leallehum yetezekkerûn Tuti ukule ha verir, beslenme, bilgilenme, oradan, kulle hinin her, tüm, her an, her yerden Bi izni rabbi-hâ yetkili, icazet, izin, Rabbinin, vücudlandıran, o, her şey ve yadrıbu Allah vurgu, gösterir, örnek, Allah El emsale li en nâsi benzer, gibi, eş, özlü söz, insanlara Lealle hum umulur ki, onlar, Yetezekkerun tezekkür, ulaştığı hakikatlerle âleme bakma 25- Bütün her yerden her an bilgileri sunmada yetkili olan, bütün her şeyi vücudlandırandır. Allah insanlara benzerlikleri vurgular. Umulur ki onlar, varlığın yaratılışını düşünür, ulaştığı hakikatlerle bu âleme bakarlar. -26- وَمَثلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ اجْتُثَّتْ مِن فَوْقِ الأَرْضِ مَا لَهَا مِن قَرَارٍ Ve meselu kelimetin habîsetin ke şeceretin habîsetinictusset min fevkıl ardı mâ lehâ min karâr ve meselu kelimetin örnek, misal, durum, söz, kelime, habisetin kötü olan, hasta, zararlı, kötü niyetli, ke şeceretin özden gelen, soy, bir ağaç gibi, habisetin kötü olan, hasta, zararlı, İctusset sökülmüş, kopmuş gitmiş, min fevkı el ardı üstünde, yeryüzü Ma leha min karârin ona yoktur, değildir, olmaz, denge, kararlılık, yer 26- Kötü niyetli olanların kullandığı kelimelerle durumları da; yeryüzünde kökünden sökülüp gitmiş, bir dengede duramayan hastalıklı ağaçlar gibidir. -27- يُثَبِّتُ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ وَيُضِلُّ اللّهُ الظَّالِمِينَ وَيَفْعَلُ اللّهُ مَا يَشَاء Yusebbitullâhullezîne âmenû bil kavlis sâbiti fil hayâtid dunyâ ve fil âhıreh ve yudıllullâhuz zâlimîne ve yefalullâhu mâ yeşâ yusebbitu Allâh ahde vefa, kanıt, ispat, sebat, kararlı, Allah, ellezine amenu iman eden kimseler, inananlar bi el kavli söz, söyleme, söz ile, davranış, es sâbiti sabit, kesin, sağlam, kararlı, doğrulukla, fî el hayâti ed dunyâ dünya hayatında, fena makamları, yaşamları, ve fî el âhıreti sonunda, sonuçta, ahiret, beka makamları ve yudıllu Allâh sapanlar, hakikatlerden sapma, dalalet, Allah, el zalimin zalimler ve yefalu Allâh fail olan, işleyen, Allah, ma yeşau ne, şey, nasıl, ister, isteyen, ne isterse onu yapar 27- İman eden kimseler; yaşamlarında ve son anlarına kadar dosdoğru davranışlarla hareket ederler, Allah’ın hakikatlerine kararlılıkla uyarlar. Zalimler ise; Allah’ın hakikatlerinden kendi cehaletlerine saparlar ve fail olan Allah’ı anlayamazlar, istedikleri hâllerde yaşarlar. -28- أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ بَدَّلُواْ نِعْمَةَ اللّهِ كُفْرًا وَأَحَلُّواْ قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ E lem tere ilellezîne beddelû nimetallâhi kufren ve ehallû kavmehum dârel bevâr e lem tere ila ellezine bakıp ta görmedin mi? O kimseler Bedelu değiştirme, karşılık, bedel, nimet nimet, sıfat, Allâh kufren Allah, görmezlikten gelen, küfür, kabul etmeyen, örten ve ehallu bir yerde toplanan, ikamet, sahip, halleri, yaptıkları, kavme-hum topluluklar, kavimleri, kimseler, toplum, onlar Dâre yurt, kalınan yer, el bevari tahribat, zarar, kayıp, kaybolan, yok olma, helak, 28- Bakıp ta görmez misin? Allah’ın nimetlerini görmemezlikten gelenleri, hakikatlerin sözlerini değiştiren o kimseleri. Onlar bulundukları topluluklarda büyük tahribat yaparlar. -29- جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا وَبِئْسَ الْقَرَارُ Cehennem yaslevnehâ ve bisel karâr Cehennem cehennem, cehaletin cehennemi, derin kuyu, yaslevne ha o halde olma, yaslanma, orada bulunma ve bise el karar ne kötü, karar, yerleşilen yer, mesken 29- Bulundukları yer cehaletin cehennemidir ve ne kötü bir yerdir. -30- وَجَعَلُواْ لِلّهِ أَندَادًا لِّيُضِلُّواْ عَن سَبِيلِهِ قُلْ تَمَتَّعُواْ فَإِنَّ مَصِيرَكُمْ إِلَى النَّارِ Ve cealû lillâhi endâden li yudıllû an sebîlih kul temetteû fe inne masîrekum ilen nâr ve cealû li Allah kıldılar, yaptılar, Allah, endaden eşler, denk, eşit tutma, ortak koşma, rakip, li yudıllû an sebili hi saptırmak için, dalalet, onun yolundan Kul temetteû söyle, faydalanın, değiştirme, kendi çıkarında olma fe inne masire kum artık mutlaka, dönüş, varış yeri, siz, ile el nar ateş, yakıcılık 30- Allah’ın yolundan saptırmak için, O’na ortaklar koştular. De ki Kendi çıkarlarında olanların, mutlaka varacakları yer ateştir. -31- قُل لِّعِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُواْ يُقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَيُنفِقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلانِيَةً مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَّ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خِلاَلٌ Kul li ibâdiyellezîne âmenû yukîmus salâte ve yunfikû mimmâ razaknâhum sirren ve alâniyeten min kabli en yetiye yevmun lâ beyun fîhi ve lâ hilâl Kul li abdiy de, söyle, anlat, için, hakkında, kulum, ellezine amenu iman edenler, yukîmu es salâte her an salât üzeredirler, hakka bağlılık, ve yunfikû infak ederler, vermek, mimma razakna hum şeyler, nesne, rızık, yarar, biz, onlar Sirren sır, gizli, bilinmeyen, ötesi, ve alâniyeten açık olarak, aleni min kabli en yetiye yevmun gelen, gelinceye kadar, gün, zaman, vakit lâ beyun fihi yok, alış veriş orada, ve la hilal yok, dostluk, safi, halis, 31- Kullarım için anlat İman edenlerden olsunlar, her an Hakk’a bağlılık şuurunda olsunlar ve onlar, hiçbir alış verişin olmadığı ve dostluğun da olmadığı, o ölüm vakti gelinceye kadar, rızıklandırdığımız şeylerden gizli olarak veya açık olarak infak etsinler. -32- اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَّكُمْ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الأَنْهَارَ Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve enzele mines semâi mâen fe ahrece bihî mines semerâti rızkan lekum ve sehhare lekumul fulke li tecriye fil bahri bi emrih ve sehhare lekumul enhâr Allâh ellezi halaka Allah, ki o, halketti, yarattı el semâvat ve el ard semaları, gökler ve yeryüzü ve enzele indirdi, sundu, verdi, min el semai maen sema, ulvi âlem, su, ilim fe ahrece bihi böylece çıkardı, ortaya çıkardı, onunla, min el semerat ürünler, meyve, değerler, Rızkan lekum rızık, nimet, yarar, size, sizin için ve sehhare lekum yaymak, yeryüzü, düzen, alay, siz, el fulke izlenen yol, gemi, Li tecriye akması, akar gider, yürümek, fi el bahri sonsuzluk, deniz, bilgililik, bilge kişi, bi emr hi iş, işleyiş, hüküm, o ve sehhare lekum düzen, yaymak, alay, aldatma, sizler için, el enhar nehir, akıp gitmek, 32- Gökleri ve yeri halkeden Allah’tır. Gökten suyu indirendir. Sonra da onunla ürünler ortaya çıkarandır. Sizler onlardan faydalanırsınız. Yeryüzünün düzeninde sizler için izlenecek yollar vardır. O’nun işleyişi bir sonsuzluk içinde akar gider. Yeryüzünün düzeninde sizler için akıp giden bir ilim vardır. -33- وَسَخَّر لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَآئِبَينَ وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ Ve sehhare lekumuş şemse vel kamere dâibeyn ve sehhare lekumul leyle ven nehâr ve sehhare lekum düzen, düzenlenen, yaymak, size, sizi El şems ve el kamer güneş ve ay, daibeyn hayat sistemi, sistem, ve sehhare lekum düzen, düzenlenen, yaymak, size, sizi El leyl ve en nehâra gece ve gündüz, karanlık ve aydınlık, 33- Güneşin ve ayın sisteminde sizler için bir düzen vardır. Gece ve gündüzde sizler için bir düzen vardır. -34- وَآتَاكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَتَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ الإِنسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ Ve âtâkum min kulli mâ seeltumûh ve in teuddû nimetallâhi lâ tuhsûhâ innel insâne le zalûmûn keffâr ve âtâ-kum verdi, sundu, size, min kulli hepsi, tümü, bütün her şey, bütün varlık, mâ seeltumû-hu sorduğunuz, aradığınız, istediğiniz şey ve in teuddû eğer, sayarsanız, nimete Allah nimet, sıfat, değer, varlık, Allah lâ tuhsû-hâ onu sayamazsınız inne el insân muhakkak, doğrusu, insan, le zalim elbette, zalim, kefer hakikatleri örten, görmemezlikten gelen 34- Sizin sunulan bütün her şeyde, sorup aradığınız şeylerin cevabı vardır. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. Doğrusu insan, elbette hakikatleri görmemezlikten gelip örterse, zalimlerden olur. -35- وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ آمِنًا وَاجْنُبْنِي وَبَنِيَّ أَن نَّعْبُدَ الأَصْنَامَ Ve iz kâle ibrâhîmu rabbical hâzel belede âminen vecnubnî ve beniyye en nabudel asnâm ve iz kâle İbrahim rabbi demişti, İbrahim, rabbim İcal yap, eyle, kıl, bu, burayı, Haza el belede emin buraları, belde, bulunulan yer, güvenilir, emniyetli, emin Ve ecnub ni uzak tut, uzaklaştır, beni, ve beniyye evlatlarım, çocuklarım, en nabude bizim tapmamız, kulluk etmemiz, el asname putlar, suretler, çıkar için yönelmek, 35- İbrahim demişti ki Rabbim! Bulunduğumuz yerleri güvenilir kıl. Beni ve evlatlarımı putlara kulluk etmekten uzak tut. -36- رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ فَمَن تَبِعَنِي فَإِنَّهُ مِنِّي وَمَنْ عَصَانِي فَإِنَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ Rabbi innehunne adlelne kesîren minen nâs fe men tebianî fe innehu minnî ve men asânî fe inneke gafûrun rahîm Rabbi inne hunne Rabbim, muhakkak onlara, putlara Adlelne saptılar, hakikatlerden saptılar, Kesiran min el nas çoğu, insanlar fe men tebia ni bundan böyle, artık kim, tabi olur, izler, bana fe inne-hu minni artık, muhakkak o, bendendir Ve men asâ-nî kim, bana asi olursa, isyan ederse fe inne-ke gafur muhakkak sen, mağfiret eden, rahim rahim olan, varlığı özünden vareden, 36- Rabbim! İnsanların çoğu putlara kulluk etmekle hakikatlerden saptılar. Bundan böyle kim beni izlerse, artık muhakkak ki o benimledir. Kim bana karşı olursa, muhakkak ki sen mağfiret edensin, varlığı özünden varedensin. -37- رَّبَّنَا إِنِّي أَسْكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِندَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُواْ الصَّلاَةَ فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِّنَ النَّاسِ تَهْوِي إِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُم مِّنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ Rabbenâ innî eskentu min zurriyyetî bi vâdin gayri zî zerın inde beytilkel muharremi rabbenâ li yukîmus salâte fecal efideten minen nâsi tehvî ileyhim verzukhum mines semerâti leallehum yeşkurûn Rabbena Rabbimiz, inni eskentu ben, iskan, yerleştirme, ev sahipliği, o yolda min zurriyyetî zürriyetimden, neslimden, bi vadin bir vadi, yol, tarz, usul, Gayri zi zerın başka, sahip, bilgiye ulaşma, ekilmiş, bırakmak, kültür, inde sana ait, katında, yanında, beyti-ke ev, senin, senin evin, beden evi, kalp, gönül, el muharremi haram, yasak, hürmetli, saygıdeğer, kutsal, Rabbena Rabbimiz, li yukumi el salat her an salât üzere olmaları için, bağlılık üzere fe ical efideten böylece kıl, yap, eyle, gönüller, kalpler, idrak, min en nâsi tehvi ileyhim insanlardan, meyletme, gelme, onlara Verzuk hum rızık, nimet, fayda, onlar, min el semerat ürün, meyve, tecelliler, lealle-hum yeşkurune umulur, onlar, şükreden, sahibine teslim eden 37- Rabbimiz! Neslimi senin yoluna yerleştirdim. Senin evin olan kutsal bedenlerinde, sana ait bilgilerden başka şeylere sahip olmasınlar. Rabbimiz! Onların her an sana bağlılık şuuru üzere olmaları için, artık onları kalb sahibi yap. Onlara verdiğin nimetleri, tecellileri öğrenmeleri için, sen insanları hakikatlere meylettir. Umulur ki onlar, varlığının sahibini bilir teslim ederler. -38- رَبَّنَا إِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفِي وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفَى عَلَى اللّهِ مِن شَيْءٍ فَي الأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاء Rabbenâ inneke talemu mâ nuhfî ve mâ nulin ve mâ yahfâ alallâhi min şeyinfil ardı ve lâ fis semâ rabbenâ inneke talemu Rabbimiz, muhakkak ki sen, ilmin sahibisin mâ nuhfî bizim görmediğimiz, bilmediğimiz şeyler, ve ma nulinu aleni, açık olan ve mâ yahfâ ala Allah değil, olmaz, gizli, Allah’a min şeyin fi el ard bir şey, yerde, yeryüzünde Ve la fî el semâi yoktur, değildir, olmaz, semada, gökte 38- Rabbimiz! Göremediğimiz şeylerdeki ve apaçık olan şeylerdeki ilmin sahibi elbette sensin. Yerde ve göklerde hiçbir şey yoktur ki Allah’tan gizli olsun -39- الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى الْكِبَرِ إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَقَ إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ الدُّعَاء Elhamdulillâhillezî vehebe lî alel kiberi ismâîle ve ishâk inne rabbî le semîud duâ el hamdu li Allâh tüm varlıktaki niteliklerin, tecelliler, Allah Ellezî vehebe ki o, bağışladı, verdi, bana, li el kiber büyük, yaşlı, olgunlukta İsmail ve ishâka İsmail ve İshak İnne rabbi le semîu muhakkak, rabbim, işitme, el duâi yönelme, istek, dua, 39- Tüm tecellilerin sahibi Allah’tır. Ki O bana olgunluk çağımda İsmail ve İshak’ı bağışladı. Muhakkak ki Rabbim, elbette işittirendir, yöneldiğimdir. -40- رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاَةِ وَمِن ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاء Rabbicalnî mukîmas salâti ve min zurriyyetî rabbenâ ve tekabbel duâ rabbi ical-ni Rabbim, beni kıl, eyle, yap, olayım, mukime el salat daima, hep, salâtı ikame eden, hep bağlılık üzere olan ve min zurriyyetî rabbe na zürriyetimden, neslimden olan, rabbimiz ve tekabbel duai kabul et, duamı, yönelmek, istek, 40- Rabbim! Beni hep Sana bağlılık üzere eyle. Rabbimiz! Neslimden gelenler de öyle olsun ve dualarımızı kabul eyle. -41- رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ Rabbenagfirlî ve li vâlideyye ve lil muminîne yevme yekûmul hisâb Rabbe na agfir li Rabbimiz, mağfiret eyle, bağışla ve li vâlideyye annemi ve babamı, doğurtan, ve li el muminine müminleri Yevme yekumu gün, her vakit, yapma, ikame, her an o duruşta olmak el hisabu hesap, sorgulayan, arayan, araştıran, 41- Rabbimiz! Beni, annemi, babamı, müminleri bağışla, her vakit hakikatleri sorup araştıranlardan eyle. -42- وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ Ve lâ tahsebennallâhe gâfilen ammâ yameluz zâlimûn innemâ yuahhıruhum li yevmin teşhasu fîhil ebsâr ve lâ tahsebenne Allâh Allah’ı sanma, zannetme, düşünme Gâfil gafil, bilmeyen, boş olan, farkında olmayan, amma yamelu şeyler, amel, yaptıkları, el zalimin zalimler, kötülük yapanlar, İnnemâ yuahhiru hum muhakkak, erteleme, tehir, önemsememe, onlar li yevmin teşhasu gün, vakit, zaman, teşhis, anlama tanıma, fihi el ebsar onda, onun içinde, o hakikatlerde, görme, bakma, 42- Allah sandığınız gibi değildir. Zalimler yaptıkları şeylerle bir gaflet içindedir. Muhakkak ki onlar; kendilerini anlamayı, tanımayı, hakikatleri görmeyi hiçbir vakit önemsemezler. -43- مُهْطِعِينَ مُقْنِعِي رُءُوسِهِمْ لاَ يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَأَفْئِدَتُهُمْ هَوَاء Muhtıîne mukniî ruûsihim lâ yerteddu ileyhim tarfuhum ve efidetuhum hevâ Muhtiine hızlı giden, koşan, kendi halleriyle hareket eden mukni ruus him dik başlılık, onlar, lâ yerteddu yok, dönmez, çevrilmez, ileyhim tarfuhum kendilerine, taraf, şahsi, onlar ve efidetu-hum onların kalpleri, hevaun heva, heves, bencil arzular, düştü, 43- Onlar bir dik başlılık içinde hareket ederler. Onlar her tarafa bakarlar, kendilerine dönüp bakmazlar ve onların kalblerinde bencil arzular vardır. -44- وَأَنذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذِينَ ظَلَمُواْ رَبَّنَا أَخِّرْنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ نُّجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ أَوَلَمْ تَكُونُواْ أَقْسَمْتُم مِّن قَبْلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالٍ Ve enzirin nâse yevme yetîhimul azâbu fe yekûlullezîne zalemû rabbenâ ahhırnâ ilâ ecelin karîbin nucib daveteke ve nettebiır rusul e ve lem tekûnû aksemtum min kablu mâ lekum min zevâl ve enzir uyar, hakikatleri açıklayarak uyar, el nas yevme insanlar, zaman, gün, yeti him el azab gelir, olur, düşer, düşeceği sıkıntı, azap, fe yekûlu ellezine zalemu o zaman der, söyler, zalim kimseler, rabbe-nâ ahhirna Rabbimiz, bize zaman ver, tehir et, ertele, biz ilâ ecelin karibin bir süreye kadar, yakın, Nucib davete-ke icabet edelim, senin davetine, uymak ve nettebii biz tabi olalım, izleme, uymak, el resul resul, hakikati gösteren e ve lem tekûnû siz olmadınız mı, siz değil misiniz? Aksemtum min kablu söz veren, yemin eden, daha önce mâ lekum min zevalin değil, siz, kabahat, gitmek, bir yerden bir yere gitme 44- İnsanlara hakikatleri her zaman açıklayıp uyar, onların düşeceği sıkıntıyı anlat. Sonra zalim kimseler derler ki Rabbimiz! Senin davetine icabet etmek için, yakın bir süreye kadar bize zaman ver ve sonra biz Resul’lerin izinden gidelim. Onlara bildirildi Siz daha önce söz verenlerden olmadınız mı? Artık siz hakikatleri anlama konusunda bir yere varamazsınız. -45- وَسَكَنتُمْ فِي مَسَاكِنِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ أَنفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ الأَمْثَالَ Ve sekentum fî mesâkinillezîne zalemû enfusehum ve tebeyyene lekum keyfe fealnâ bihimve darabnâ lekumul emsâl ve seken tum ahâli, ev halkı, durmak, o halde hareket eden, yerleşme fi mesakini mesken, bulundukları hal, miskin, çalışmayan ellezîne zalemû zulmedenler, kötülük edenler, zalim kimseler, enfus hum nefs, kendilerine, özvarlıkları, ve tebeyyene lekum keyfe açıklandı, gösterildi, beyan edildi, size, nasıl Fealna bihim fail, işleyen, yapan, biz, onlara, onları ve darabnâ lekum örnek, vurguladık, size, el emsal benzeri, durum, örnek, 45- Ve siz, kendilerine zulmeden kimselerin o hâlleri ile hareket ettiniz. Size nasıl işleyişimiz beyan edildiyse, onlara da beyan edildi ve size örneklerle hakikatleri vurguladık. -46- وَقَدْ مَكَرُواْ مَكْرَهُمْ وَعِندَ اللّهِ مَكْرُهُمْ وَإِن كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ Ve kad mekerû mekrehum ve indallâhi mekruhum ve in kâne mekruhum li tezûle minhul cibâl ve kad mekr oldu, karanlık, hile, aldatma, zarar verme, düzen, sinsi, mekr hum karanlık, hile, aldatma, zarar verme, düzen, sinsi, onlar ve inde Allâh katı, yanında, Allah, Allah’ın hakikatleri mekr hum tuzak, aldatma, hile, karanlık, çare, onlar ve in kâne mekr hum eğer, oldu, olsa bile, karanlık, tuzak, hile, aldatma, onlar li tezûle minhu yok edecek, mahvetti, kaybolan, ondan, el cibalu dağlar, büyüklenme hali 46- Karanlık düşüncelerde, sinsiliklerde olanlar kendilerini aldattılar ve onlar Allah’ın hakikatlerini anlamada cehaletin karanlığında kaldılar ve onların karanlık sinsi hâlleri, bir büyüklenme içinde onları mahvetti. -47- فَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِ رُسُلَهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ Fe lâ tahsebennallâhe muhlife vadihî rusuleh innallâhe azîzun zuntikâm Fe lâ tahsebenne Allâh artık, yok, değil, zannetme, sanma, Allah Muhlife vadi hi hilaf, ayrılık, aykırılık, sözleri, onun, resul hu hakikati gösteren, o, resul, inne allâhe azizi muhakkak Allah, tüm değerlerin yüce sahibi zu intikamin sahip, nimetin zıttı, gücüyle kendini göstermek, 47- Allah sandığınız gibi değildir. O hakikatleri gösterenlerin sözlerinde bir aykırılık yoktur. Muhakkak ki Allah, tüm varlıktan gücüyle kendini gösterendir, tüm değerlerin sahibidir. -48- يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُواْ للّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ Yevme tubeddelul ardu gayrel ardı ves semâvâtu ve berezû lillâhil vâhıdil kahhâr Yevme gün, vakit, zaman, an, gelip geçen zaman, tubeddelu el ard değişme, değiştirme, döndürme, yeryüzü Gayrı başka, diğeri, değil, başkası, ayrı, el ardı ve el semavat yeryüzü ve gökyüzü, semalar ve berezû li Allah bariz, belirgin, apaçık görünen, ortaya çıkma, Allah, el vahıd tek olan, bir, el kahhar mutlak galip olan, her şeye hâkim olan 48- Yeryüzü her an bir değişim içindedir. Yeryüzü ve gökyüzü Allah’tan gayrı değildir ve Allah; apaçık görünendir, tek olandır, her şeye hâkim olandır. -49- وَتَرَى الْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ مُّقَرَّنِينَ فِي الأَصْفَادِ Ve terel mucrimîne yevme izin mukarrenîne fil asfâd ve tere görürsün, anlarsın, el mucrimin suçlu, fenalarda olan, kötülüklerde olan yevme izin vakit, her zaman, yetkili olan, mukarrenin birbirine bağlanmış, halleriyle bağlanmış, Fî el asfadi içinde, pranga, zincir, bağlayan, 49- Fenalarda olanları, her zaman hâlleri ile birbirlerine bağlanmış görürsün. -50- سَرَابِيلُهُم مِّن قَطِرَانٍ وَتَغْشَى وُجُوهَهُمْ النَّارُ Serâbîluhum min katırânin ve tagşâ vucûhehumun nâr serâbîlu-hum giysiler, halleri, min katıran katran, siyah, kara, kirlilik hali, ve tagşa vucuhu hum kaplamış, sarmış, yüzlerini, yönlerini el nar ateşli, öfkeli, yakıp yıkıcı haller, 50- Onların hâlleri, cehaletin kirlenmişliğinin hâlidir ve onların yüzlerini öfkeli hâller sarmıştır. -51- لِيَجْزِي اللّهُ كُلَّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ إِنَّ اللّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ Li yecziyallâhu kulle nefsin mâ kesebet innallâhe serîul hısâb li yecziye Allâh karşılık, vermek, Allah Kule nefsin bütün nefsler, herkes, mâ kesebet kazandığı şeyler, edindiği, yaptığı şeyler, inne Allâh seri muhakkak Allah, çabuk, seri, hızlı, el hısab hesap, durum, vermek, karşılığını vermek 51- Allah bütün herkese yaptıkları şeylerin karşılığını verir. Muhakkak ki Allah’ın hesabı seridir. -52- هَذَا بَلاَغٌ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُواْ بِهِ وَلِيَعْلَمُواْ أَنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ Hâzâ belâgun lin nâsi ve li yunzerû bihî ve li yalemû ennemâ huve ilâhun vâhidun ve li yezzekkere ûlul elbâb Hâzâ belagun li el nas bu, tebliğ, bildirme, hakikatleri bildirme, insanlar ve li yunzerû bihi için, açıklama, uyarılma, kendine gelme, o hakikatler ve li yalemû bilmeleri için, anlamaları için, Ennama huve ancak, o, Allah ilahun vâhidun vareden, bir ilah, tek, ve li yezzekkere için, tezekkür, ulaştığı hakikatlerle bakmak, ulu el elbab hakk üzere aklını işletmek, akıl sahibi, 52- Bu hakikatlerin bilgileri insanlar için bir tebliğdir. O hakikatleri anlayıp, kendilerine gelmeleri içindir ve bir olan ilahın ancak O olduğunu bilmeleri içindir ve hakk üzere aklını çalıştırıp hakikatlere ulaşmaları, o hakikatlerle bu âleme bakmaları içindir.
Sure başlarını yedi kere okumak bir Hatm-i Şerif’i tamamlamış olmanın yerine geçer. Cenab-ı Ustaz’ın tarifi söyledir, Gerek maddi, gerekse manevi bütün hastalıklar için, bu Kuran-ı Kerim’in Sure Başlarını yedi ayrı kaynaktan alınmış su üzerine okuyup, bu su ile ne niyet edilmiş ise, o niyet üzerine gusül abdesti alınıp geri kalan suyun atılması. Allah’ın izniyle muazzam faydalar görülür. Herşey temiz kalp ile buna inanmaya bağlıdır, sakın olaki nefsine yenik düşüp tersi düşünülmemelidir. Not Bu yedi ayrı kaynaktan alınan suda mutlaka Havz-ı Kevser’den Mahşer günü Cenab-ı Hakk’ın Peygamber Efendimiz için yarattığı havuz bir kaç damla su vardır. Harf-i Mukatta Elif Lam gibi tek harfler ile olan Sure Başları okunurken, kalben, “Ya Rabbi, şu kelimeler içinde olan Esrar-ı İlahiye’nin manasını anlamayı bana nasib et” demek lazımdır. Bu kelimelerin herbirinde 124 bin ilim ve İlahi sır vardır. Her bir Ayetin başında Besmele-i Şerif söylemek lazımdır. Cenab-ı Üstaz böyle buyurdular. Bu Sure Başlarının gizli manasını anlayabilmenin imkanı yoktur. Ve yüzbinlerce havas kitabında olan açıklamaları ancak çok az kişiler anlayabilir. Biz şimdilik Cenab-ı Üstaz’ın buyurduğu iki faydasını yazacağız. 1- Bu Sure Başlarını, Lal dilsiz olup konuşamayanlar için yazmak. 2- Azap ve sıkıntıları gidermek için, Cenaze Kefenine veya başka bir kağıda yazıp cenaze ile beraber kabre koymak. Bütün hastalıklar için özellikle felç ve sara hastalıkları için, Cenab-ı Üstaz Kaddesallahu Sirreh Hazretleri tarafından tavsiye edilmişdir. Sure Başlarını temiz bir kağıda yazın bulunabilirse safran mürekkebi tavsiye edilmiş zeytin yağı içine koyarak, bu yazı eriyip gidene kadar bekleyin, daha sonra bu yağı ağrı-sızı olan bölgelere sürün ve bir kısmını da için. Allah şifa buyursun. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ El hamdu lillâhi rabbil âlemîne . Er rahmânir rahîmi . Mâliki yevmid dîne . Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla . Hamd övme ve övülme , âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur . O , rahmândır ve rahîmdir . Ceza gününün mâlikidir . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif lâm mîm . Zâlikel kitâbu lâ reybe fîhi , huden lil muttekîne . Elif , Lâm , Mîm . O kitap Kur’an ; onda asla şüphe yoktur . O , müttakîler sakınanlar ve arınmak isteyenler için bir yol göstericidir . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif lâm mîm . Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm . Elif , Lâm , Mîm . Hayy hayatta ve kayyûm ezelî ve ebedî olan Allah’tan başka ilâh yoktur . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yâ eyyuhân nâsuttekû rabbekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisâen , vettekûllâhellezî tesâelûne bihî vel erhâm . İnnallâhe kâne aleykum rakîbâ . Ey insanlar! Sizi bir tek candan yaratan , o candan kendi eşini yaratan ve bu ikisinden çok sayıda erkekler ve kadınlar türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının . Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık haklarını gözetmemekten sakının . Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yâ eyyuhâllezîne âmenû evfû bil ukûd uhıllet lekum behîmetul en’âmi illâ mâ yutlâ aleykum gayra muhillîs saydi ve entum hurum innallâhe yahkumu mâ yurîd . Ey iman edenler! Yaptığınız sözleşmelerin gereğini yerine getirin . İhramlı olduğunuz sırada avı helal saymamanız şartıyla size bildirilecek olanların dışındaki hayvanlar size helal kılındı . Allah dilediği hükmü koyar . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ El hamdu lillâhillezî halakas semâvâti vel arda ve cealez zulumâti ven nûr . Gökleri ve yeri yaratan , karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a hamdolsun . Bunca âyet ve delillerden sonra , Rablerini inkârda ısrar edip, küfre sapanlar . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif, lâm, mîm, sâd . Kitâbun unzile ileyke fe lâ yekun fî sadrike haracun minhu li tunzire bihî ve zikrâ lil mu’minîn . Elif , Lâm , Mîm , Sâd . Bu sana indirilen bir kitaptır , Kur’ân’dır . İnsanları Kur’ân ile uyarırken , mü’minlere öğütler verirken , bu kitaptan dolayı kalbinde bir şüphe , göğsünde bir sıkıntı olmasın . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yes’elûneke anil enfâl , kulil enfâlu lillâhi ver resûl , fettekullâhe ve aslihû zâte beynikum ve etîûllâhe ve resûlehû in kuntum mu’minîn . Sana ganimetlerin nasıl pay edileceğini soruyorlar . De ki “Ganimetlerin pay edilmesi Allah’ın ve elçisinin işidir” Allah’tan çekinin ve birbirinizle aranızı düzeltin . Eğer inanıp güveniyorsanız , Allah’a ve elçisine boyun eğin . Eûzubillâhi minennari ve min şerril küffari ve min gadabil cebbari el izzetü lillâhil vâhidil kahhâr . Berâetun minallâhi ve resûlihî ilâllezîne âhedtum minel muşrikîn . Fesîhû fil ardı erbeate eşhurin va’lemû ennekum gayru mu’cizîllâhi ve ennallâhe muhzîl kâfirîn . Bu sûre Allah ve Rasûlünden , kendileriyle antlaşma yaptığınız , Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıran kimselere kesin , son bir ihtar ve ültimatomdur! Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz Allah’ı aciz bir hale getiremezsiniz ve şüphe yok ki Allah , kafirleri aşağılık bir hale getirecektir . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif lâm râ , tilke âyâtul kitâbil hakîm . Elif, Lâm, Râ . İşte bunlar , Hikmetli Kitab’ın âyetleridir . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif lâm râ , kitâbun uhkimet âyâtuhu summe fussılet min ledun hakîmin habîr . Elif, Lâm, Râ . Bu, âyetleri muhkem kılınmış sağlamlaştırılmış, sonra Hakîm hüküm sahibi, hikmet sahibi ve Habîr herşeyden haberdar Olan’ın katından fasıl , fasıl açıklanmış bir Kitap’tır . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbil mubîn . Elif , Lâm , Râ . Bunlar , beyan edilmiş açıklanmış Kitab’ın âyetleridir . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif lâm mîm râ tilke âyâtul kitâb , vellezî unzile ileyke min rabbikel hakku ve lâkinne ekseren nâsi lâ yu’minûn . Elif , lâm , mim , râ . Bunlar Kitab’ın âyetleridir . Ve sana Rabbinden indirilen haktır . Fakat insanların çoğu inanmazlar mü’min olmazlar. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif lâm râ kitâbun enzelnâhu ileyke li tuhricen nâse minez zulûmâti ilân nûri bi izni rabbihim ilâ sırâtıl azîzil hamîdi . Elif , Lâm , Râ . Rab’lerinin izni ile insanları karanlıklardan nura ; Azîz , Hamîd olanın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbi ve kur’ânin mubîn . Elif , Lâm , Râ . İşte bunlar , Kitab’ın ve Kur’ân-ı Mübîn’in açıkça beyan edilmiş Kur’ân’ın âyetleridir . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Etâ emrullâhi fe lâ testa’cilûhu , subhânehu ve teâlâ ammâ yuşrikûn . Allah’ın emri gelecektir , acele etmeyin . Allah , onların ortak saydıkları şeylerden uzak ve yücedir . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtin . Yüceliğinde sınır olmayan O Allah ki , Muhammed’i geceleyin , kendisine bazı ayetlerini göstermek için , Mekkede’ki Mescidi Haram’dan , çevresini mübarek kıldığımız , Mescidi Aksâ’ya götürdü . Çünkü , gerçekten herşeyi duyan ve gören O’dur . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ El hamdulillâhillezî enzele alâ abdihil kitâbe ve lem yec’al lehu ıvecâ . Kuluna Kitab’ı indiren ve ona hiç bir çarpıklık koymayan Allah’a hamd olsun . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd . Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyyâ . İz nâdâ rabbehu nidâen hafiyyâ . Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd. Bu, Rabbinin kulu Zekeriya’ya rahmetinin zikridir. Hani o, gizli bir sesle Rabbine yalvarmıştı . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Tâ, Hâ . Mâ enzelnâ aleykel kur’âne li teşkâ . Tâ, Hâ. Kur’ân’ı sana meşakkat güçlük olsun diye indirmedik . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Ikterabe lin nâsi hisâbuhum ve hum fî gafletin mu’ridûn . İnsanlar için hesap vakti yaklaştı . Ve onlar , gaflet içinde yüz çevirenlerdir . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yâ eyyuhân nâsuttekû rabbekum , inne zelzeletes sâati şey’un azîm . Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun. O saatin kıyâmetin zelzelesi şiddetli sarsıntısı, muhakkak ki çok büyük bir şeydir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Kad eflehal mu’minûn . Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûne . Mü’minler felâha ermiştir. Onlar, namazlarında huşû duyanlardır. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Sûratun enzelnâhâ ve faradnâhâ ve enzelnâ fîhâ âyâtin beyyinâtin leallekum tezekkerûn . Bu, Bizim indirdiğimiz ve bazı âyetlerini farz kıldığımız bir suredir. Ve onun içinde delillerle açıklanmış âyetler indirdik. Umulur ki, böylece tezekkür edersiniz. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Tebârakellezî nezzelel furkâne alâ abdihî li yekûne lil âlemîne nezîren . Âlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkan’ı indiren Allah, mübarek’tir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Tâ, Sîn, Mîm . Tilke âyâtul kitâbil mubîni . Tâ, Sin, Mim. Bunlar, Kitab-ı Mübin’in âyetleri’dir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Tâ sîn , tilke âyâtul kur’âni ve kitâbin mubîn . Tâ, Sîn. Bunlar, apaçık bir Kitap olan Kur’ân’ın Âyetleri’dir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Tâ sîn mîm . Tilke âyâtul kitâbil mubîni . Tâ, Sîn, Mîm. Bunlar, Kitab-ı Mübîn’in Âyetleri’dir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif lâm mîm . E hasiben nâsu en yutrakû en yekûlû âmennâ ve hum lâ yuftenûn . Elif, Lâm, Mîm. İnsanlar, “amenna îmân ettik” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif lâm mîm . Gulibetir rûmu . Fî ednâl ardı ve hum min ba’di galebihim se yaglibûn . Elif, Lâm, Mîm. Rumlar’a gâlip gelindi Rumlar mağlûp oldular. Ve onlar, yakın bir yerde, yenilmelerinden sonra gâlip gelecekler. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif lâm mîm . Tilke âyâtul kitâbil hakîmi . Elif, Lâm, Mim. Bunlar, hakîm hikmet ve hükümle dolu olan Kitab’ın Âyetleri’dir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elif lâm mîm . Tenzîlul kitâbi lâ raybe fîhi min rabbil âlemîn . Elif, Lâm, Mîm. Hakkında şüphe olmayan Kitab’ın indirilişi, âlemlerin Rabbindendir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yâ eyyuhân nebiyyuttekillâhe ve lâ tutıil kâfirîne vel munâfikîne , innallâhe kâne alîmen hakîmen . Ey Nebî Peygamber, Allah’a karşı takva sahibi ol! Ve kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Muhakkak ki Allah; Alîm’dir en iyi bilen, Hakîm’dir hüküm ve hikmet sahibi. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ El hamdu lillâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve lehul hamdu fîl âhirat , ve huvel hakîmul habîr . Hamd, göklerde ve yerde olan varlıklar kendisine ait olan Allah’a aittir. Ve hamd, ahirette de O’na aittir. Ve O, Hakîm’dir hikmet ve hüküm sahibi, Habîr’dir herşeyden haberdar olan. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ El hamdu lillâhi fâtırıs semâvâti vel ardı câilil melâiketi rusulen ulî ecnihatin mesnâ ve sulâse ve rubâa, yezîdu fîl halkı mâ yeşâ , innallâhe alâ kulli şey’in kadîr . Hamd; gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlara sahip melekleri, resûller elçiler kılan Allah’a aittir. Yaratmada dilediğini arttırır. Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yâ sîn. Vel kur’ânil hakîm . Alâ sırâtın mustakîm . Yâ, Sîn. Hakîm hüküm ve hikmet sahibi Kur’ân’a andolsun. Muhakkak ki sen, gerçekten gönderilen resûllerdensin. Sıratı Mustakîm üzerindesin. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Ves sâffati saffen . Fez zâcirâti zecran . Fet tâliyâti zikran . Ve saf bağlayarak huşû ile Allah’ın huzurunda saf halinde bulunanlara andolsun. Toplayıp sevkedenlere sağ ve sol kanat velîlerine. Zikrederek tilâvet edenlere okuyanlara andolsun . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Sâd, vel kur’âni zîz zikr . Belillezîne keferû fî izzetin ve şikâk . Sâd, zikrin sahibi Kur’ân’a andolsun. Hayır, kâfirler gurur ve ayrılık içindedirler. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîmi . Bu Kitab’ın indirilişi, Azîz yüce ve üstün ve Hakîm hikmet ve hüküm sahibi olan Allah tarafındandır. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Hâ mîm . Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil alîmi . Hâ, Mîm. Bu Kitab’ın indirilişi, Azîz yüce ve üstün ve Alîm olan en iyi bilen Allah’tandır. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Hâ mîm . Tenzîlun miner rahmânir rahîmi . Hâ, mîm. Rahmân ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Hâ mîm . Ayn sin kâf . Kezâlike yûhî ileyke ve ilâllezîne min kablikellâhul azîzul hakîm . Hâ, Mim. Ayn, Sin, Kâf. Azîz ve Hakîm olan Allah, işte böyle, sana ve senden öncekilere vahyeder. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Hâ mîm . Vel kitâbil mubîni . Hâ, Mim. Kitab-ı Mübin Apaçık Kitap’e andolsun ki! بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Hâ mîm . Vel kitâbil mubîni . Ha, mim. Kitab-ı Mübîn’e Apaçık Kitab’a andolsun. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Hâ mîm . Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîmi . Ha, mim. Kitab’ın indirilmesi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Hâ mîm . Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîmi . Ha, mim. Kitab’ın indirilmesi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Ellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi edalle a’mâlehum . İnkâr edenlerin ve insanları Allah’ın yolundan men edenlerin amellerini Allah boşa çıkardı. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ İnnâ fetahnâ leke fethan mubînen . Muhakkak ki Biz, sana apaçık bir fetih verdik. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyillâhi ve resûlihî vettekûllâh , innallâhe semîun alîm . Ey Allah’a ulaşmayı dileyenler! Allah’ın ve O’nun Resûl’ünün önüne geçmeyin. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah; en iyi işiten, en iyi bilendir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Kâf vel kur’ânil mecîd . Bel acibû en câehum munzirun minhum fe kâlel kâfirûne hâzâ şey’un acîbun . Kâf . Mecîd şerefli Kur’ân’a andolsun. Hayır, kendilerinden bir nezirin onlara gelmesine şaşırdılar. Bunun üzerine kâfirler “Bu şaşılacak bir şey.” dediler. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Vez zâriyâti zerven . Fel hâmilâti vıkran . Fel câriyâti yusran . Savurarak esip dağıtan rüzgârlara andolsun! Ve de yağmur yüklü bulutlara ve kolayca akıp gidenlere . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Vet tûri . Ve kitâbin mestûrin . Tur Dağı’na yemin olsun. Satır satır yazılmış Kitab’a andolsun. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Ven necmi izâ hevâ . Mâ dalle sâhıbukum ve mâ gavâ. Kaybolduğu zaman yıldıza andolsun. Sahibiniz dalâlete düşmedi ve azmadı. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ İkterabetis sâatu ven şakkal kamer . Saat yaklaştı ve Kamer Ay yarıldı. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Er rahmân . Allemel kur’ân . Halakal insân . Allemehul beyân . O Rahman’dır. Kur’ân’ı, O öğretti. İnsanı, O yarattı. Ona, beyanı idrak edip ifade etmeyi ve açıklamayı O öğretti. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ İzâ vakaatil vâkıatu . Leyse li vak’atihâ kâzibetun . Hâfidatun râfiatun . O vakıa müthiş olay vuku bulduğu zaman. Onun vuku bulmasını yalanlayan kimse yoktur. O; alçaltıcıdır, yükselticidir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti vel ard , ve huvel azîzul hakîm . Semalarda ve arzdaki herşey Allah’ı tesbih etti . Ve O; Azîz’dir, Hakîm’dir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Kad semiallâhu kavlelletî tucâdiluke fî zevcihâ ve teştekî ilâllâhi , vallâhu yesmeu tehâvurakumâ , innallâhe semîun basîr . Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyet edenin kadının sözünü işitmişti. Ve Allah, sizin konuşmalarınızı işitir. Muhakkak ki Allah; en iyi işitendir, en iyi görendir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard , ve huvel azîzul hakîm . Göklerde ve yerde olanlar Allah’ı tesbih etti ve etmekte. Ve O; Azîz’dir, Hakîm’dir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû aduvvî ve aduvvekum evliyâe , tulkûne ileyhim bil meveddeti ve kad keferû bi mâ câekum minel hakkı , yuhricûner resûle ve iyyâkum en tu’minû billâhi rabbikum , in kuntum haractum cihâden fî sebîlî vebtigâe merdâtî tusirrûne ileyhim bil meveddeti ve ene a’lemu bi mâ ahfeytum ve mâ a’lentum , ve men yef’alhu minkum fe kad dalle sevâes sebîl . Ey ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler! Benim ve sizin düşmanlarınızı dostlar edinmeyin! Ve onlar , Hakk’tan size geleni inkâr etmiş oldukları halde onlara muhabbet besliyorsunuz . Rabbiniz olan Allah’a inanmanızdan dolayı resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar . Şâyet siz , Benim yolumda , Benim rızamı aramak için cihada çıktı iseniz , niçin onlara sevgi gösterip sır veriyorsunuz? Ve Ben , sizin gizlediğinizi de , açıkladığınızı da bilirim . Ve sizden kim onu yaparsa , o taktirde doğru yoldan Allah’a ulaştıran yoldan , Sıratı Mustakîm’den sapmış olur . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard , ve huvel âzîzul hakîm . Göklerde ve yerde olanlar , Allah’ı tesbih etti ve etmekte . Ve O ; Azîz’dir , Hakîm’dir . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yusebbihu lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardıl melikil kuddûsil azîzil hakîm . Göklerde ve yerde olanlar , Allah’ı tespih eder ki ; O Mâlik’tir mülkün sahibidir, Kuddüs’tür mukaddestir, Azîz’dir üstündür, Hakîm’dir hüküm ve hikmet sahibidir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ İzâ câekel munâfikûne kâlû neşhedu inneke le resûlullâh , vallâhu ya’lemu inneke le resûluh , vallâhu yeşhedu innel munâfikîne le kâzibûn . Münafıklar sana geldikleri zaman “Biz şahadet ederiz. Muhakkak ki sen, gerçekten Allah’ın Resûl’üsün.” dediler. Ve Allah, muhakkak ki senin, gerçekten Kendisinin Resûl’ü olduğunu biliyor. Ve Allah şahadet eder ki, münafıklar gerçekten yalancıdırlar. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yusebbihu lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard , ehul mulku ve lehul hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr . Göklerde ve yerde olan herşey Allah’ı tesbih eder. Mülk O’nundur ve hamd O’nadır. Ve O, herşeye Kaadir’dir gücü yetendir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yâ eyyuhân nebiyyu izâ tallaktumun nisâe fe tallikûhunne li iddetihinne ve ahsûl iddete , vettekûllâhe rabbekum , lâ tuhricûhunne min buyûtihinne ve lâ yahrucne illâ en ye’tîne bi fâhişetin mubeyyinetin , ve tilke hudûdullâhi , ve men yeteadde hudûdallâhi fe kad zaleme nefsehu , lâ tedrî leallallâhe yuhdısu ba’de zâlike emrâ . Ey nebî! Kadınları boşadığınız zaman, o taktirde onların iddetlerini sayarak iddetlerinde boşayın. Ve Rabbiniz Allah’a karşı takva sahibi olun. Onları evlerinden siz çıkartmayın. Size açıkça bir fahişelikle gelmedikçe onlar da evlerinden çıkmasınlar. Ve bunlar, Allah’ın hudutlarıdır sınırlarıdır. Ve kim Allah’ın hudutlarını aşarsa, o taktirde kendi nefsine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan sonra bir iş husule getirir başka bir kapı açar. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yâ eyyuhân nebiyyu lime tuharrimu mâ ehallallâhu leke , tebtegî mardâte ezvâcike , vallâhu gafûrun rahîm . Ey nebî! Zevcelerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi sen niçin kendine haram ediyorsun? Ve Allah; Gafur’dur, Rahîm’dir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Tebârakellezî bi yedihil mulku ve huve alâ kulli şey’in kadîr . Mülk elinde kudretinde olan O Allah Mübarek’tir. Ve O, herşeye kadirdir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Nûn vel kalemi ve mâ yesturûne . Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun! بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ El hâkkatu. Mâl hâkkatu . Ve mâ edrâke mâl hâkkah . Hakikat vuku bulması gerçek olan. Hakikat gerçek olan vuku bulacağı mutlak olan nedir? Ve hakikat olanın vuku bulacak olanın ne olduğunu sana bildiren nedir? بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Seele sâilun bi azâbin vâkıın . Lil kâfirîne leyse lehu dâfiun . Talep sahibi birisi, vuku bulacak vakayı azabı istedi. Kâfirler için, onu geri çevirecek kimse yoktur. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ İnnâ erselnâ nûhan ilâ kavmihî en enzir kavmeke min kabli en ye’tiyehum azâbun elîm . Muhakkak ki Biz, Hz. Nuh’u kendi kavmine “Kavmini onlara, elîm azap gelmeden önce uyar.” diye resûl olarak gönderdik. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Kul ûhıye ileyye ennehustemea neferun minel cinni fe kâlû innâ semi’nâ kur’ânen aceben . Yehdî ilâr ruşdi fe âmennâ bihî , ve len nuşrike bi rabbinâ ehaden . De ki “Cinlerden bir topluluğun Kur’ân dinlediği, sonra “Biz gerçekten harika, güzel bir Kur’ân işittik.” dedikleri bana vahyedildi.” “O Kur’ân, irşada ulaştırır, artık biz, O’na îmân ettik ve artık kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayız.” بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yâ eyyuhâl muzzemmilu . Kumil leyle illâ kâlilen . Nısfehû evinkus minhu kâlilen . Ey örtünüp gizlenen! Az bir kısmı hariç olmak üzere gece kalk! Onun gecenin yarısı veya ondan yarısından biraz eksilt. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yâ eyyuhâl muddessiru . Kum fe enzir . Ve rabbeke fe kebbir . Ve siyâbeke fe tahhir . Ey esvabına bürünmüş olan! Kalk, artık inzar et uyar. Ve O senin Rabbin, öyleyse O’nu tekbir et yücelt. Ve temizlen . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Lâ uksimu bi yevmil kıyâmeti . Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeti . Hayır, kıyâmet gününe yemin ederim. Ve hayır, kınayan nefse yemin ederim. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Hel etâ alel insâni hînun mined dehri lem yekun şey’en mezkûrâ . İnsanın üzerinden, henüz “anılmaya değer bir şey” değilken, uzun bir zaman geçmedi mi? بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Vel murselâti urfen . Fel âsıfâti asfen . Vennâşirâti neşren . Ardarda marufla, irfanla gönderilenlere andolsun. Ve de şiddetle estikçe esenlere andolsun. Dağıtıp yayanlara andolsun . بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Amme yetesâelûne . Anin nebeil azîm . Ellezî hum fîhi muhtelifûn . Birbirlerine neyi soruyorlar? Büyük haberden. Ki onlar, onun hakkında ihtilâf içindeler. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Ven nâziâti garkâ . Ven nâşitâti neştâ . Dalarak kuvvetle söke söke çekip alanlara andolsun. Yumuşaklıkla incitmeden çekip çıkaranlara andolsun. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Abese ve tevellâ . En câehul a’mâ . Huzursuz oldu yüzünü buruşturdu. Ve başını çevirdi ilgilenmedi. Âmâ olan bir kişinin ona gelmesi sebebiyle. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ İzâş şemsu kuvvirat. Ve izân nucûmunkederat. Güneş bürülüp dürüldüğü zaman. Ve yıldızlar solduğu zaman. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ İzâs semâunfetarat. Ve izâl kevâkibunteserat. Sema çatlayıp yarıldığı zaman. Ve yıldızlar dağıldığı zaman. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Veylun lil mutaffifîne . Ellezîne izâktâlû alân nâsi yestevfûn . Ve izâ kâlûhum ev vezenûhum yuhsirûn . Eksik ölçenlerin vay haline. Onlar, ölçerek satın aldıkları zaman insanlara vefalı davranırlar. Ve onlara insanlara satmak için ölçtükleri veya onlara tarttıkları zaman eksiltirler eksik tartarlar. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ İzâs semâunşakkat. Ve ezinet li rabbihâ ve hukkat. Gökyüzü yarıldığı zaman. Ve Rabbine itaat etti ve gerçekleştirdi. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Ves semâi zâtil burûci . Vel yevmil mev’ûdi . Ve şâhidin ve meşhûd . Burçlara sahip semaya andolsun. Ve vaadedilen güne. Ve şahit olana olunana. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Ves semâi vet târıkı . Ve mâ edrâke mât târıku . Semaya ve Tarık’a andolsun. Ve Tarık’ın ne olduğunu sana bildiren nedir? بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Sebbihisme rabbikel a’lâ. Ellezî halaka fe sevvâ. Rabbinin “Âlâ” ismini tesbih et. O ki yarattı sonra dizayn etti, düzenledi. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Hel etâke hadîsul gâşiyeti. Gâşiyenin heryeri kaplayacak olan korkunç felâketin haberi sana geldi mi? بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Vel fecri. Ve leyâlin aşrın . Veş şef’ı vel vetri . Vel leyli izâ yesri . Fecr vaktine andolsun. Ve on geceye. Ve çift olana ve tek olana. Ve geçip gideceği zaman geceye andolsun. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Lâ uksimu bi hâzâl beledi . Ve ente hıllun bi hâzâl beledi . Hayır, bu beldeye kasem ederim ki. Ve sen, bu beldede ikâmet ediyorsun. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Veş şemsi ve duhâhâ . Vel kameri izâ telâhâ . Güneşe ve onun duha vaktine ışığının yayılıp parladığı zamana andolsun. Ve onu takip ettiği zaman aya. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Vel leyli izâ yagşâ . Ven nehâri izâ tecellâ . Örteceği zaman geceye andolsun. Ve tecelli edeceği aydınlanmaya başlayacağı an gündüze. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Ved duhâ. Vel leyli izâ secâ. Duhâ kuşluk vaktine andolsun. Ve zifiri karanlık çöktüğü zaman geceye andolsun ki. Rabbin seni terketmedi ve darılmadı. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ E lem neşrah leke sadrake. Ve vedagnâ anke vizrake. Göğsünü yarıp genişletmedik mi? Ve senden yükünü kaldırmadık mı? بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Vet tîni vez zeytuni. Ve tûri sînîne . İncire ve zeytine andolsun. Sina Dağı’na andolsun. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Ikra’ bismi rabbikellezî halak . Halakal insâne min alak . Yaratan Rabbinin İsmi ile oku. İnsanı bir alaktan embriyodan yarattı. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ İnnâ enzelnâhu fî leyletil kadr . Ve mâ edrâke mâ leyletul kadr . Muhakkak ki Biz, O’nu Kur’ân’ı Kadir Gecesi’nde Biz indirdik. Ve Kadir Gece’sinin ne olduğunu sana bildiren nedir? بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Lem yekunillizîne keferû min ehlil kitâbi vel muşrikîne munfekkîne hattâ te’tiye humul beyyinetu . Kitap ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine beyyine açık delil gelinceye kadar küfürlerinden ayrılacak değillerdir. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ İzâ zulziletil ardu zilzâlehâ . Ve ahracetil ardu eskâlehâ . Arz, o şiddetli sarsıntısı ile sarsıldığı zaman. Ve arz, ağırlıklarını dışarı çıkardığı zaman. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Vel âdiyâti dabhan . Fel mûriyâti kadhan . Nefes nefese koşanlara andolsun. Sonra hızla çarparak kıvılcım saçanlara. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ El kâriatu . Mâl kâriatu . Ve mâ edrâke mâl kâriah . Kâria. Kâria nedir? Kâria’nın ne olduğunu sana bildiren nedir? بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elhâkumut tekâsur . Hattâ zurtumul mekâbir . Çoklukla mal, mülk, evlât ile övünmeniz sizi oyaladı. Hatta kabirleri ziyaret ettiniz ölülerinizi bile sayarak çoklukla övündünüz. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Vel asri . İnnel insâne lefî husr . İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti vetevâsav bil hakkı vetevâsav bissabr . Asra yemin olsun. Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır. Ama âmenû olanlar ilk 7 basamağı aşanlar, nefs tezkiyesi yapanlar ikinci 7 basamağı aşanlar, Allah’a ruhu ulaşıp Hakk’ı tavsiye edenler üçüncü 7 basamağı aşanlar ve sabrı tavsiye edenler dördüncü 7 basamağı aşanlar hariç. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Veylun li kulli humezetin lumezetin. Ellezî cemea mâlen ve addedehu. Arkadan çekiştirmeyi ve kaş-gözle alay etmeyi alışkanlık haline getirenlerin hepsinin vay haline! O ki, malı toplardı ve onu, tekrar tekrar sayardı. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ E lem tera keyfe feale rabbuke bi ashâbil fîl . Senin Rabbin fil sahiplerine neler yaptı, görmedin mi bilmiyor musun? بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Li îlâfi kureyş . Îlâfihim rıhleteş şitâi ves sayf . Kureyşin ülfetini emin ve rahat olmalarını sağladığı için. Onları, yaz ve kış yolculuklarında ülfet ettirdiği emin ve rahat olmalarını sağladığı için. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ E raeytellezî yukezzibu bid dîn . Fe zâlikellezî yedu’ul yetîm . Ve lâ yahuddu alâ taâmil miskîn . Dîni yalanlayanı gördün mü? Oysa yetimi itip kakan işte odur. Ve miskini yoksulu, çalışmaya gücü olmayanı doyurmaya teşvik etmez. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ İnnâ a’taynâkel kevser . Fe salli li rabbike venhar . Muhakkak ki Biz, sana Kevser’i verdik. O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Kul yâ eyyuhâl kâfirûne . Lâ a’budu mâ ta’budûne . Ve lâ entum âbidûne mâ a’bud . De ki “Ey kâfirler!” Ben sizin taptığınız kul olduğunuz şeylere tapmam kul olmam. Ve siz, benim kul olduğuma Allah’a kul olacak değilsiniz. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ İzâ câe nasrullâhi vel fethu . Ve raeyten nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcen . Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman. Ve insanların grup grup Allah’ın dînine girdiğini gördüğün zaman. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebbe . Mâ agnâ anhu mâluhu ve mâ keseb . Ebu Leheb’in iki eli kurudu ve helâk oldu. Ona malı ve kazandıkları bir fayda vermedi. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Kul huvallâhu ehad . Allâhus samed . Lem yelid ve lem yûled . Ve lem yekun lehu kufuven ehad . De ki “O Allah, Bir’dir Tek’tir.” Allah Samed’dir herşey O’na muhtaçtır, O, hiçbir şeye muhtaç değildir. O, doğurmadı ve doğurulmadı. Ve O’nun bir dengi olmadı olamaz. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Kul eûzu bi rabbil felak . Min şerri mâ halak . Ve min şerri gâsikın izâ vekabe . De ki “Ben, Felâk’ın Rabbine sığınırım.” Yarattıklarının şerrinden. Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Kul eûzu bi rabbin nâs . Melikin nâs . İlâhin nâs . Min şerril vesvâsil hannâs . Ellezî yuvesvisu fî sudûrin nâs . Minel cinneti ven nâs . De ki “Ben insanların Rabbine sığınırım.” İnsanların melikine , İlâhı’na . Hannasın vesveselerinin şerrinden. Ki o hannas, insanların göğüslerine vesvese verir. İnsanlardan ve cinlerden insanların Rabbine, Meliki’ne ve İlâhı’na sığınırım. Sadakallahül’l-Âzim ve belleğa Rasûlühü’l-Kerîm . Ve nahnü alâzâlike mineş-şâhidîn . İlâ Şerefi ile teslim edilir ….
elif lam ra kitabun enzelna